14 Ocak 2010 Perşembe

  Kasıklarımın arasındaki çirkin adamı bir kenara itip işe gitmeliyim.önceliğim çamur kıvamındaki ağzımı düzeltmek akabinde seksi olmaya mecburmuşum hissiyatı uyandıran dantelli iç çamaşırından kurtulmak. bu bana işe 15 dakika geç kalmaya mal oluyor ve beyaz gömlekli solaryumdan kanser olduğundan habersiz yavşak şef garsonun hayat dersi vermesine..burnunun ortasına yumruk atma isteğimi durmadan dürtse de onu dinliyormuş taklidi yapıyorum, kahvemi alıp soyunma odasına gidiyorum…bir tarzınız varsa, asla giymem dediğiniz renkler, üstümde asla göremezsin dediğiniz kıyafetler, hepsini unutun..dükkanın adının yazıldığı başarısız baskılı tişörtü giyiyorum önce,hiçbir yerden tek bir saç teli çıkmasın diye , harika kesilmiş saçlarımı 12 tel tokayla tutturuyorum, pantolondan bahsetmek yersiz, rezil önlüğü de taktım mı, anlıyorum aynadaki aksime bakınca neden ‘merhaba, hoş geldiniz’ dediğimde görünmezmişim gibi davrandıklarını..
  öğlen 12…ve başlıyoruz..kapalı yerde çalıştıkları için, az oksijen solumaktan kısmı beyin felci olan plaza insanları içeri  doluşmaya başlıyor..
  ilk masa, 4 bayan, çılgınca birbirlerinden nefret ediyorlar, kıskançlıklarından bir örnek giyinmişler, maaşlarının iki katı olan çantaları ya kucaklarına yada ısrarla masanın üstüne bırakıyorlar,şirket tarafından verilen koca telofonlar da masadaki yerlerini alıyor..34 beden olmalarına rağmen değişmeyen siparişleri, yağsız sossuz salata..ve en sevdiğim sipariş sonrasın da geliyor..yağsız süte decaf latte..bu istek beni hep güldürmüştür..çünkü ne süt yağsızdır ne de gelen  kahve cafeinsizdir.
  Diğer masa, zavallı call center cılar, nasıl bir eğitimden geçmişlerse, kendileri olmazsa şirketin batacağına inanmışlar.ve hep en başarısız siparişi onlar verirler..
Kural 1 dostum, bir restorantta yemek yerken asla ismi uzun olan bir yemek sipariş etmeyeceksin,çünkü adı fiyatıyla doğru orantılıdır, ama boyutuyla değil..tabaktaki minik tebeciği ayrıştırırsın.. menüdeki ismiyle karşılaştırıp nerde bunun yer elması, kuş üzümü, rezenesi diye..sonrasında bütün gerginlik çok sevgili garson parçasından çıkarılır..
  Başka masa, neden orda olduklarına dair bir fikri olmayan 3 kişi..tahammülsüz sorulardan birkaçını hemen söyleyiveriyorlar suratıma suratıma.. ‘ne tavsiye edersiniz, bununla doyar mıyım, yarım porsiyon alabiliyor muyuz, ben limonatamı şekersiz istesem’..derin bir nefes, 10 saniyeliğine kısa bir hayal..
  Personel yemeği çıkıyor, tabi ki de benim ‘neden nedeennn’ çığlıklarım eşliğinde..füzyon mutfağı,Akdeniz mutfağı,Fransız mutfağı diye çıldırıp uçuk bir menü yapan restorantta  neden durmadan kuru fasulye yiyorum ve bu pilavı nasıl bu kadar berbat yapabiliyorsunuz…
  Benim sorumluluğumdan çıktı..kahvemin içine viskiyi hak ettim artık..

Hiç yorum yok: