5 Şubat 2010 Cuma

   Gözümü açtım, flu olan bütün nesneler netleşmeye başladı, başucumda üstü simsiyah olan pamuk parçası (makyajımı silmişim…vayy makyaj yapmışım), ilerde sarı mutfak bezi, altıdan dün yediğim yemeklerin mikserden geçilmiş kıvamı (kusmuşum)..kafam hala taşak gibi..
  Bir Cuma günü, hafta sonu başlangıcı ve anlamsız toplantı günü, her hafta hiçbir sonuca varılmayan, hiçbir anlamı olmayan bolca çay ve sigaranın tüketildiği toplantı günü..hangi işyeri toplantılarını dükkanın deposunda yapar ki, garsonsanız bu durumun yabancısı değilsinizdir. bir yığın içki kolisi, patates ve soğan çuvalı  arasında şikayetler dinlenir, talepler sıralanır..ve içeriye yüksek topuklu, dar pantolonlu, en pahalı, en ipek, en seksi beyaz gömleğiyle çok sevgili patronumuz gelir. gereksiz trafik açıklamalarını sıraladıktan sonra, dükkanın korkunç tasarım önlüğünü üstüne takar ve bize göz ucuyla aidiyet hissi nasıl olur onu  gösterir..ve başlar yeni projesini anlatmaya..’geçen hafta ispanya daydım ve aklıma bir fikir geldi barın üstüne sadece hafta sonları tapaslar koyalım, içkiyle beraber insanlar atıştırsın, ne dersiniz çocuklar ?...(sahiplenmenin kelimeye dökülmüş halidir ‘çocuklar’ )..ne kadar ilginç, enteresan ve denenmemiş bir fikir böyle, şimdiye kadar kimsenin aklına gelmemiş bu parlak, ışıl ışıl projeyi hemen uygulamak gerekir…tam bu noktada babamı hatırlıyorum, komünistlik, solculuk ayağına gençliğini heba etmeseydi, bugün bende İtalya dönüşü ‘aklıma bir fikir geldi, menüye pizza koyalım’ gibi şahane(!) fikirler ortaya atabilirdim. paranın, sömürünün ve plastik bardakta kahve içmenin  ..mına koyabilirdim değil mi sevgili babacım..şimdi ne sol kaldı ne de diğerleri senin kesmeye kıyamadığın pos bıyıkların ve ısrarla içtiğin samsun sigarandan başka. yemekte cola içtiğini hiç karıştırmıyorum..
   Şöyle uyusam soğanların arasında ve biri bu kadını sustursa nasıl olur…

Hiç yorum yok: