2 Şubat 2010 Salı


  Sokaktayım..klasik bir izin günü.tek gün,bugüne her şeyi ya sığdırmalıyım yada mal gibi evde oturmalıyım..sokaktayım..
  Herhangi bir mekan.kahvaltı yapıyorum ama gözümü garsondan,servisinden,kendi aralarındaki konuşmalarından alamıyorum,iş deformasyonu yüzünden sarıları karışmasın dediğim yumurtayı,omlet olarak görsem de  geri yollayamıyorum,çocuğun mutfakla servis arasındaki o çile yoldan geçmesini istemiyorum.kimse istemez, çünkü mutfaktakiler bir nevi plaza çalışanları gibi oksijen yetersizliğinden mala bağlama hastalığına yakalandıkları için,akıllarında kapasiteden dolayı sadece üç tane kelime barındırdıklarından  (am,göt,sik),bir yumurta yüzünden bunu yapamayacağım asgari ücrete talim olmuş bahşiş hakkında hiçbir fikri olmayan bu çocuğa..
  Ve başka iş deformasyonu daha yaşıyorum..başka garson arkadaşlarla buluşuyorum,sohbet hep aynı noktaya gelip duruyor,başımızdan geçen,başımıza gelen olayları birbirimize anlatıyoruz…neden?..çok saçma..
  Herkes hikayeler anlatırken bende patlatıyorum bir tane, her zaman soğuk rüzgarlar etkisi yaratan hikayemi:
  Kural 3: zenginsin yada ünlüsün yada ikisi de var..nerede olursan ol hesabına mutlaka bak,incele öyle öde,asla içmediğin içkiler yazılabilir yada bir tane içtiğini sandığın içkinin yanına altı tane çarpıyı görebilirsin..yada hesabının arkasında egolarını parmaklayan sana kısa süreli mastürbasyon yaptıran şu yazıyı görebilirsin..hesap 800 lira,üstüne çizgi, indirim= 600 lira..ilk bakışta güzel,klas bir indirim gibi görünür,nasılsa her hafta sonu buraya gelip içip,sıçıp,çekip gidiyorsun.bu kadar indirimi artık hak ediyorsun,..yanılırsın küçük prens, aslında hesabın sadece 400 liradır,ama sana koymaz diye düşünen,patronu ve her gece ona domalan işletmeci  olduğu müdettçe ben asgari maaşa sende sikilmeye talim olursun..kimsenin sevmediği salt gerçeklik barındıran bu hikayeyi anlattıktan her 10 saniyenin sonunda ya içkiler tazelenir yada başka bir mekana geçilir..
   Yalnızlığımın ve nefretimin üstüne bir çentik daha atıyorum bugece..