28 Mart 2010 Pazar

  Bir nefes daha aldıktan sonra farkettim: ben eskiden sadece babamdan nefret ederdim, limonata içer, pastane artıkları birleşimi ay çöreği yerdim, ..ama sonra tip almadıkları için ikram ettikleri kahveye tükürdüklerini gördüm, çaldıklarını gördüm, sonra nefretim arttı..nefretimden beslenir oldum...bu sigara bok bence, hiç kafa falan yapmıyo...chuck tan nefret ettim, sartre dan, 21 gramdan, morrisseyden, italyadan, sütlü kahveden, aşureden, yağmurdan, yıldız parkından, gümüşlükten, gitmekten, puslu kıtalar atlasından, odun sobasından, burgaz adasından, theodan, van gogh tan, en çokta ondan nefret ettim..sarı tarlalarından, yıldızlı gecesinden, patates yiyenlerden, kulağından, gebermesinden...amelie gibi mi zannettim acaba bunca şeyi, köşe başındaki sevimli cafe de çalışan o kız mı sandım kendimi..evine gidip kedisini besleyip, pasta yapan..götümü parmaklayıp duruyorum..zaten ben hep duruyorum. beni tanımadan, durmadan kurduğum cümleleri düzelten, beni düzelten, hayat dersi veren bok çuvallarıyla, sik kafalılarla çalışıp duruyorum..bütün koyları işgal ettiler, kaçabileceğim bir köy bile kalmadı, banka kredisiyle heryeri satın aldılar, coco chanel tuvalet kağıdı yapsa götlerine bile sürmeye kıyamazlar...içki mi içsem bi bok olmadı bana hala, eğlenmem, saçma sapan şeylere gülmem lazım değil miydi normalde, söylenip duruyorum..tabağımda gözü var tüm komilerin biliyorum. yemeğimi bitirmeyeyim de arkaya geçip yesinler diye..bir şişe macellan çalmanın karşılığı 'bana haksızlık ettiler, ben de hakkımı aldım'..öyle demişti her yerinde rengarenk dövme olan barmen ve ne kadar kadınla beraber olduğunu anlatmıştı sabaha kadar...derin bir fırt ve başım yavaş yavaş arkaya doğru meyillenir....tarihi geçmiş salatayı koymuşlardı, uyarınca çok konuşuyorum diye kovulmuştum..sanki devletsel, marksımtırak, politik bir durumdan bahsettim..muz arasına nutella sürüp şerbete bulayıp içinde boğulmak istiyorum şu anda...kremalı bisküvinin arasına ayva reçelini döküp çaya banıp yemek istiyorum..'bu işi yapabileceğinizi düşünüyor musunuz' dendiğinde 'bilmem deneriz, belki yaparım belki yapamam' dediğim için işe alınmadım..bahsettiği şey de sanki amerika ya fırlatılmak için rusya nın ürettiği atom bombasının şifresini kırmak..ki iki ülke de biliyor zaten şifrenin ne olduğunu...bu saatten sonra saçlarını taramayan rock yıldızı olamayacağımın farkındayım.. maksimum kareoke barda üç biradan sonra 'tanrı istemezse yaprak düşmezmiş' diye böğürürüm, cep telefonuyla fotoğraf çekerim, aptal bi blogta yazı yazarım...bir fırt daha almicam zaten bi sik olduğuda yok, kazıklanmışsınız...ama şimdi beni 7 kat baklava arasına sıkıştırıp öldürseniz sesimi çıkarmam...'neden bu aptal müziği dinliyorsunuz anlamıyorum, kısar mısınız şunun sesini' dediğinde sevgili zeki, televizyoncu abimiz, 'bu salak müziği ben seçmedim, ben burda çalışıyorum sadece' diye cevap vermem de bişey ifade etmemişti..çünkü ben düşünemeyen, giyinemeyen, yazamayan, bakamayan, farkedemeyen bir garsonum, tek derdim senin hesap üzerine bırakacağın bahşiş ve ay sonundaki maaşım..
  dolapta sadece tahin pekmez mi var?

1 yorum:

bishopman dedi ki...

Peki hala bir sürü şey olabileceğini düşünüyormusun yoksa içine tükürülmüş kahveler o fikri sildi mi kafandan?