14 Mart 2010 Pazar

  mutfak şefi: bıldırcınları kemiklerinden ayırmak yerine içini mi doldursak acaba?  
  işletmeci hatun: 100 kişiye yemek veriyoruz. bunun başlangıcı, salatası, ana yemeği, tatlısı var. bu kadar insanın bıldırcınları kemiklerinden ayırmakla uğraşmasını istemiyorum..mutfakta birsürü adamsınız yarım saate halledersiniz.
  mutfak şefi: okeydir..salataya koymak için star fruit (yıldız meyvesi, gereksiz bilgi vol 2) daha gelmedi, ben marketi arayım..
  ve ben tuvalette çoraplarını değiştirip dişlerini fırçalayan kadınları görmemiş gibi yaparak konuşmaları dinliyorum..yine uzun cümleli küçük yemekleri servis etme gecesi. bu gece bana koymaz..saçmalık zaten boğazıma kadar gelmiş, ayrıca bunca şeyin sorumlusu kadınlar tuvaletindeki kocaman kate moss posteri..yine de hiçbir şey sabah sarfettiğim cümle kadar tıkamamıştı beni..'kahveniz hazır efendim'..tam olarak neye takıldığımı bulmaya çalışıyorum 100 kişi için gelen şampanya kadehlerini silerken..'efendim' demem mi bu kadar sinirimi bozdu? ben kimsenin kölesi değilim diye bir çıkış mı yapmalıyım sesli bir şekilde? halbuki egolarımı ekmek arasına koyup üstüne ketçap sıkıp yediğimi sanırdım eskiden..yoksa kabullenme kısmına mı geçtim bilinçsizce..genel köle ve sahip kavramını hiç bu kadar yakınımda, burnumun dibinde görmediğim için mi ağlamak geçiyor içimden? yoksa regl olacağım için hormonal bir tepki mi tüm bunlar? becerilmenin farkındalığını hindistan gurularına para versem öğretirlermiydi?
  işletmeci hatun: bu gece önemli misafirlerimiz var, üstünüze çeki düzen verin lütfen.
hangi üstüm be kadın. bu korkunç tişörtü bana zorla giydiren sensin. Her şey tuvaletteki kate moss un yüzünden.

Hiç yorum yok: