11 Haziran 2010 Cuma

  işe yeni başlayan çilli çocuk:
‘dün bir film izledim..çok ilginçti...intihar edenlerin daha sonra yaşadıları bi yerde geçiyor. yanlışlıkla oraya geldiğini anlatmaya çalışan bi kızla, kız arkadaşının kendisinin ardından intihar ettiğini sanan salak bir çocuğun yol hikayesi...’
  duvara toslamak böyle bişey olsa gerek. durduk yere açılan sohbette ne servisten, ne pos makinalarından, ne adisyondan, ne de müşterilerden bahsetti..sanki üstümü değiştirirken yakalanmışım tedirginliği, her an osuracak yada geğirecek paniği sardı tam şu anda. ağzımı açsam dökülecek her kelime götümden çıkacağı için, aptal bu kız  galiba izlenimi verme olasılığım çok yüksek olduğundan bu ‘normal’ diyaloğa gülerek cevap verip ekmeğin içini etli nohuta banıp yemeğe devam ediyorum..ilk izlenimim müthiş..

  işe yeni başlayan çilli çocuk:
kahve yapıcam ister misin?

  başarısızlıklarım, umarsızlıklarım, kayıplarım dışıma domuz bir kadın şekline bürünüp üstüme yapışması bu beklenmedik soruya en tizinden ‘oluurr’ dememe engel olamıyor..beynimin sağ lobunun altına sıkıştırdığım tüm psikolojiksel, siyasetsel bilgileri dökmeliyim ortaya, elime şarap kadehi tutuşturup felsefik aforozlar patlatmalıyım, neydi o beş ödül alan güney kore filmi? gardrobumu yenilemeliyim, tuvaletteki kate moss posterine bıyık ve göbek çizmeliyim, efes harebelerinin yarıçapını, tüm burçların ince detaysal bilgilerine sahip olmalıyım, pipisi içine kaçmış sivilceli 31 ci liseli çocuk görünümünü  bir kenara bırakıp yerine biraz vamp, biraz anaç, zaman zaman şehvetli ama adamı kasmayan sürekli arayıp sormayan kadın zırhlarından birkaçını giyinmeliyim, yeni çarşaflar edinmeliyim, maksadını çoktan  aşmış çökük yatağımı yenilemeliyim, bütün pamuklu donlarımı yakmalıyım, küçük memelerimi büyük göstersin diye süngerli sütyenlerden almalıyım...bir kahve yapıcam istermisin sorusunun zihnimde yarattığı bedeli buysa akabindekilerinin ağırlığı altında kalamicam sanırım...

  işe yeni başlayan çilli çocuk:
süt?

  ben:
aslında ben hiç kahve sevmem..

  ayakta alkışlandığımın farkındayım. yüksek itici gücümün, içimden geçenlerin dışa yansımasıdır bu. elbette bende saçlarımı yana savurup kısık gözlerle konuşmayı biliyorum, ballı tavuk yapıp fonda cızırtılı plak sesi eşliğinde dilimi çilli çocuğun ağzının içinde gezdirmeyi de biliyorum, her seferinde dünyanın en büyük orgazm efektini fırlatmayı da biliyorum, hassas, meyveli, kokusuz, ince tüm prezervatifleri ucuca ekleyip üçüncü köprü yapmayıda biliyorum  ama bunun yerine evime gidip aynada siyah noktalarımı sıkıp nane likörü içmeyi tercih ediyorum.ayrıca o filmi izlemiştim...wristcutters a love story...


1 yorum:

Emre dedi ki...

Bence daha sık yazmalısın.