29 Nisan 2010 Perşembe

  ilaçlarımı almayı bıraktım bugün...sebeplerim çok çünkü...

ismin profesyonel hallerini yazıyorum tahtaya ceza niyetine binlerce kez..profesyonelim, profesyonelsin, profesyonelmişiz..
  sadece su içiyorum, kafam açık, herşey çok net, titremem üşümemden, soğuk terler dökmem havanın sıcak olmasından. herşeyin sebebi var. kafamın içinde binlerce kez tekrar ettiğim 'die, die, die' adlı şarkıyı kaşlarımın arasındaki iki tane çizgiyi yaratanlara armağan ediyorum. herşeyin tek sorumlusu olan ben, doğru düzgün iş yapamayan ben, kıymet bilmeyen ben, iyilikten anlamayan ben, profesyonelce davranmayan ben, mutsuz olmak için bahaneler uyduran ben..ben ben ben...ölün, ölün, öl,...
insan yaşar, hata yapar ve birileri affeder aynı tanrı gibi. ama nedir bu tanrı yerinde olma arzusu, hırsı..monik benardete bile öldü ne tabutu louıs vuitton du, ne swarovski taşlarla yıkandı ne de gözkapaklarına venedik dükaları yerleştirildi..
  bileklerimizi kesmeye kendimizi biyerlerden asmaya gerek yok. sevilmedim ya ben mutsuzluğumla, ama mutsuzluğum neler anlatıyordu oysa..kendi saksımda ektiğim naneden, limon suyuna yatırdığım yaprak sarmasından, buzsuz içtiğim rakıdan, sabahın altısında parkta çektiğim fotoğraflardan..kulak kabartmadınız ya bana, hep işten bahsettiniz, paradan bahsettiniz, daha çok sevilmekten, daha az vermekten, kurgularınızdan, kurduklarınızdan bahsettiniz, fikrimi almadan herşeye inandınız ve beni öylece bıraktınız. şimdi rica etsem gidiniz, beni yalnız bırakınız..yeni şehirlerimde, beldelerimde, sokaklarımda sizi görmek istemiyorum. kendi bokunuzda boğulun. şiirsel yazılar, kafiyeler, uyaklar bekliyorsanız benden avcunuzu yalarsınız. uyanınca gözüm şiş uyanırım, galata semalarında yürürüm, saçlarım herzaman kabarır..ilaçlarımı almayı bugün bıraktım..bindiğim otobüsle geri geliyorum her şehirde aynı olan sokak adlarını arkamda bırakarak...muradiye caddesi, inönü ilkokulu, namık kemal çıkmazı, atatürk bulvarı..

18 Nisan 2010 Pazar

  dükkandaki hikayeleri yazmaktan sıkıldım dedim. kafamı kumdan çıkarıp şöyle bir dışarı bakiyim..hayat sokaklarda diyor okan bayülgen programın da. gerçi onun bahsettiği sokak doğan apartmanının avlusu muhtemelen ama olsun ben yine şöyle bir geziyim. bir iki kitap dükkanına girip çıkarım, hafif entellektüel bir hava katarım kendime kulağımda kulaklığımla, tek başıma, koyun derisi olduğu için gerçek deriden sayılmayan harun kolçak modeli eski deri ceketimle uzun yürüyüşler yaparım bu pazar gününde..ama koca bir yanılgı içine düştüğümü sokağa adım attığım ilk dakikalarda anlıyorum..vapur yanaşmadan atlamaya çalışmalar, itmeler, yüksek sesle konuşmalar, kontrol kaybı sakız çiğnemeler, bozuk para şıklatmalar, omuza çarpmalar..yanından geçtiğim daimi ereksiyon adamların sözsel sikmelerine maruz kalmalar.

  tıkanıyorum artık, sözcükler boğazımda düğümleniyor. sevgili tanrım bugün bana bir iki saniyeni ayırmanı istiyorum..en azından bunu senden bu genç yaşımda istiyorum. 55 ime gelip ölüm korkusu sarmadan, emekliye ayrılıp dinsel tüm kitapların türkçe mealini okumadan, samanyolu tv deki gerçek kesit programlarını izleyip kafayı yemeden, samimice bana vakit ayırmanı istiyorum...laf yemeden etek giymek istiyorum tanrım, şort giyip  sevgilimle elele sokaklarda yürümek istiyorum, bisiklet sürmek için düz yollar istiyorum. bunun için central park var, san fransisco ya git dediğini duyar gibiyim. ozaman tanrım ab ye girelim istiyorum vize almak için çılgınca kağıt toplamamış ve para harcamamış olurum. ucuz bir ev istiyorum yada doğru kelime tek odaya ödemem gereken gerçek kirayı ödemek istiyorum, küçük bir fırın dükkanım olsun istiyorum, dükkandakiler ve onlar gibi niceleri ölsün istiyorum, yeryüzüne aklı başında insan yollamanı istiyorum, bardağını kırdım diye bahşişime göz dikken patronumu küçük parçalara ayırmama yardım et istiyorum, yemeğini bitirip tabağı silip süpürdükten sonra bunu beğenmedim diyenlere küçük sürprizlerin olsun istiyorum, annem artık dünyanın herhangi bir yerinde olan depremde beni arayıp iyi misin demesin istiyorum. çok oldum biliyorum ama beni yanına alırsan freddie mercury le tanıştır istiyorum..haftasonu dışarı çıkmayacağıma da söz veriyorum..

9 Nisan 2010 Cuma

  başarısız iş görüşmelerimden birini daha ekliyorum haneme. kendimi pazarlama, kendimi satma, kendimi sevme, kendimin farkına varma, farkındalıklarımı önemseme adlı kitapları okumadığım için tıkanan tüm çakralarımın karşılığını evren adlı beni bir türlü sevmeyen yeni kankam suratıma bir tokat gibi cevap veriyor 'biz sizi ararız'..kadıköy den alışkın olduğum hüsranlarımla beraber dolmuş durağına doğru yola koyuluyorum..bütün tüllü, dantelli, mor etekli, siyah rimelli, converse ayakkabılı, ekmek arası patates kızartması yiyen gençleri arkamda bırakarak dolmuşta bekliyorum ulu 7 kişinin dolmasını..
  zeka özrü, günah çukuru iş yerime varıyorum..bugün diyalektiğimin limitlerini zorluyorum..hayatımdaki bütün olumsuzluklar kilolarca olduğundan beni harika günler bekliyor o zaman diyorum. koca koskoca, sahtekarca, rahatsız edici bir tebessümle söylüyorum bir gramına bile inanmayarak üstelik. çünkü karşımda pilatesten gelen poposu sıkılaşmış patronum ve yarısı terkedilmiş, yarısının yaşı 40 olmuş arkadaş grubu var..ve ben sırıtmaya devam ediyorum. sonunda sümüklü bir ağıt bekliyor diye de korkmuyor değilim..patronum ve arkadaşları sex and the city karakterleri gibi mi takılıyor yoksa benim sekizinci çakram biranda açılımıverdi? margarita içmeler, eski sevgilileri anmalar, hatta onları yoksaymalar, genç garson çocuklara inceden kesik atmalar, bir margarita bir margarita daha derken işte osho nun bile tanık olmak istemeyeceği sahneye ben sadece bir garson parçası olarak tanık oluyorum. tüm bastırlan egolar, sıkılaşan popodan alkolün etkisiyle bir anda çıkıveriyor. yarım saat önce 'bundan sonra simply takılacam, haftasonu atlayıp amsterdama gidelim' diye kararlar veren, 'sadece birazcık sarılsan bile olur' adlı bu kadın grubunun ikisi şimdiden ağlamaya başlamış bile. acı türk kahvesiyle kendine gelmeye çalışan kadının ağzının ortasına okkalı bir tokat atma isteğiyle doluyorum. akabinde dükkanı ateşe verip hindistan a kaçmayı..ama önce insan sevmeliyim, insan biriktirmeliyim, pozitif düşünmeliyim ki pozitif bana gelsin...hala dişlerimi sıkarak delice gülümsüyorum...

6 Nisan 2010 Salı

  'adı samet ti. uzun ve kemikli bir burnu, hafif dökülen saçları, bakımlı tırnakları vardı. jüliet adında da sevimli bir köpeği, gerçi beni kıskanırdı jüliet sametten.. ben o zamanlar 6 yıllık, sonlara doğru sıkıcı olmaya başlayan bir ilişki içerisindeydim..samet le bir ev partisinde tanışmıştık, bana kek uzatmıştı. normalde öyle ilk gece yatağa atabileceğin kızlardan değilimdir ama aramızda inanılması güç bir elektrik olmuştu. .sabah uyandığımda samet in hisarda kısmen boğaz gören evinde uyanmıştım ve kahvaltı hazırlamıştı bana..bütün gün sevişip film izelemiştik, new york ta sonbahar, kasım da aşk başkadır, nothing hill..hayır ağlamıyorum, özlediğim falanda yok ama bunu haketmedim ben, şuanda banka da genel müdür yardımcısı olan eski sevgilimi küçük pipili samet için terk ettim .. barmen bana bir de hanımefendiye viski. adın neydi canım, kolyene bayıldım, sence ben çok mu kiloluyum, biliyor musun beni aldattı hemde benim yatağımda, hemde en yakın kız arkadaşımla. o küçük fahişeyle, o cüceyle aldattı beni. baarmeenn bayanın hesabını bana yaz'...
  nişantaşın da barda yeni başlayan arkadaşımı ziyarete gelmiştim sadece. neden herkes durmadan mojito içiyor geyiği yapıcaktık. ben hesap isteyecektim o da hadi git hesabın felan yok diyecekti, çok geçe kalırsam kapanışı bekleyip personel arabasıyla eve dönecektim, tüm planım buydu. ama tanımadığım sütyensiz, beyaz tişörtlü ve her 10 saniyede bir dudaklarına yapış yapış parlatıcılardan süren bu ablayı dinliorum şuanda ağzımı bile açmadan.. bar da erkek yaş ortalaması minimum 55 ..hepsinin kadir topbaş gibi yapılı dişleri var, genç görünme çabaları motorcu ceket, şapka, beyaz spor ayakkabı, gömlek altı kot pantolondan oluşuyor..ama 50 lik kadın yok pek . kadınların da yaşı maksimum 35..bir viski daha geliyor şu an için tek parça görünen güzel bayandan..'adın ne demiştin...biliyor musun, erkeklerin hepsi aynı. aslında onları düdüklü tencere gibi düşüneceksin bence, evinde hep olur ama pek kullanmak istemezsin. düdüklünün hep bir tehlikesi vardır çünkü, annemin eli yanmıştı mesela, suratına patlayabilir ama onla da pişen yemekler harika olur. anlatabiliyor muyum?, erkekler diyorum düdüklü gibi sanki..çok sıcak oldu di mi burası?, bana ismini yazda seni facebook tan ekliyim, ay bu şarkı bana gelsin'..
  tek bir içkiyle sarhoş oldum herhalde. semt değişikliği travmalara sebep oldu tam şu anda. servis yaparken normalde evindeki moldovyalı hizmetçiye nasıl davranıyorsa bana da öyle davranan bu hatun kişiye ne oldu da dile gelmiş, dost arar olmuş, para saçar olmuş..sevgili abla konuşurken dünyanın en klişe hareketine maruz kalıyorum..bardan içki almaya çalışan hafif kır saçlı zampara omzuma ufaktan çarpıyor..1965 lerden kalma bir hareket, yani abinin gençlik yıllarında gittiği jokey klübünde barda kızlara yaptığından yapıyor bana da. sonra dönüp özür diliyor ve fütursuzca şu lafı yapıştırıyor 'senin gibi genç kızların en büyük hatası ne biliyor musun küçük hanım?..hep yanlış adamları seçmeniz, daha kaç tane kurbağa öpeceksin acaba prens olmasını dilediğin'..ooo gecenin bombası işte bu..elimle ağzımı kapatıp gözlerimi kocaman açıyorum. acaba ablayla abiyi tanıştırıp metroyu kaçırmadan eve mi gitsem, dünden kalan zeytinyağlıları mideye mi indirsem, artık nisan ayı geldi kombiyi mi kapatsam, pier lotiyi hiç görmedim oturup bi çay mı içsem, yarın bu zampara çalıştığım yere gelse üstümdeki önlük ve tişörtle yanına gidip beni hatırladın mı kurbağacık mı desem bilemedim..

2 Nisan 2010 Cuma

  fonda norah jones çalarken uyanıyorum..bembeyaz yatak örtüsü, ışıl ışıl bir gün. odadan çıkıp salona geçerken arkamdan bir ses: 'günaydın hayatım, sana kahvaltı hazırladım, kahve ister misin'...kıçımı kaşırken ki bu karşılama şaşırtıyor beni..'çok tuhaf, ilginç bir rüya gördüm demin..günde 16 saat çalışan bir garsonmuşum güya, işyerime yakın olsun diye leş bir eve 600 lira kira veriyormuşum, iki ay önceki maaşım da yatmamış, ama adamlar üçüncü dükkanlarını açıyormuş..çok saçma değil mi'...'evet hayatım çok saçma, şimdi soyunda küçük beyaz memelerini avuçlayayım'...'hayıırrrrrrrr,'.....

  fonda yan dairenin ergen oğlunun türkçe rock adındaki çilelerden çile beğen şarkısıyla uyanıyorum...güneş görmeyen odamı sabah saatlerinde bile aydınlatmak için ışığı açıyorum..buzdolabında yemek yapmama fırsat vermeyenler yüzünden çürümüş domatesleri çöpe atıyorum..yine siktiğimin rüyası..
  asla birarada sipariş veremeyenlerle başladığım bugün de dünyanın en kolay sorusunu sorup cevap alamıyorum: 'sipariş vermek ister misiniz?'...tükürükler saçarak konuşan kızıl saçlı, yeşil gözlü kızın eski sevgilisiyle buluşma hikayesi dinleniliyor masada..mevlana sabrıyla tekrar ettiğim düşük IQ lu soruya tek bir kişiden cevap geliyor..biraz yanlarıma, biraz göbeğime, en çokta götüme yarasın adlı bol kremalı çilek şuruplu çikolata soslu kahveyi götürüyorum...masadan ayrılırken bir diğeri sipariş veriyor...dudaklarımın kenarında espiri anlayışımı kaybetmediğimi gösteren ufak tebessümle ikinci kahveyi götürüyorum ve akabinde üçüncüsü sipariş veriyor...şaka mı bu?...mal mısınız?..aynı anda söyleyemiyor musunuz?..ayrıca neden peçete ve kürdanları hırsla atomlarına ayırıp unufak ediyorsunuz? eski sevgiliyi arkadaş ayağıyla götüren kızıl abla siz değilsiniz, rezil 31 ciler...çatttt(kahveyi masaya koyma sesi)...
  yemek molasına çıkarken karşı komşunun akşam saat 8 de uyuyan kızı görünümlü ablayla yanlışlıkla gözgöze geliyorum ve merak etmediğim, soru sormadığım halde, yenilmeyecek kadar kötü olan personel yemeğini daha da çekilemez kılıp iletişime geçmeye çabalıyor ve tamamen yanlış yerden başlıyor..'sende dövme varmı? ben de 5 tane var..bak biri kolumda (kalp içinden gül geçme motifi)..bu eski sevgilimin adı (ensesinde)..iki tane omuzlarımda var (melek ve kanatları)..bir de kalçamın üstünde (saçma sapan desenler)'...bundan bana ne be abla, ne alaka...ben neden durmadan pilav yiyorum diye sorgularken senin dövmelerinden bana nee...'hımm güzelmiş'....'sevgilin var mı senin?'.....çüşş artık. tampon muhabbetler eskiden burcun ne, nerelisin, nerden mezunsundu..şimdilerde sevgilin varmı mı oldu?..yoksa rüyamdaki memelerimi avuçlamak isteyen kişi bu mu?..ahh şu yemeklerin içine bonfileden artan yağları koymayın artık...'benim sevgilim var, kaç yaşındasın'......hayırrrrrrrr (kafa sesim).....