31 Mayıs 2010 Pazartesi

    mevsime göre değişen, ayyuka çıkan hormonal dürtülere yenik düşenlerin ayrılık haberlerini , sevgilimden ayrılmadan da  ben o adamı götürürüm iddialarını,  daha da incelmeliyim söylemlerini ay ikizler burcunda iken haziran ayı itibari ile duymaya başlıyorum. bu gördüğüm portakal kabuklarından kurtulmalıyım, ipli bikini giymeliyim, daha çok sevişmeliyim, daha çok daha büyük kahkaha atmalıyım, spor salonuna yazılmalıyım, beni terketti diye ağlamaktan moraran göz altlarımı boyamalıyım, bol bol limonata, soğuk bira, kırık buzlu margarita içmeliyim…tüm derdim bu… bir de kuruçeşme arena da giriş için tanıdık birilerini buldum mu benden iyisi benden incesi olmaz..eski sevgiliyi eylül sonu gibi filmekimine çağırdım mı da yeni kısır döngülerin içine giren ben ve 80 kuşağı yırtamayan şürekamın sırtı yere gelmez.
  eğitimini kemalettin tuğcu romanları okuyarak final yapan ben ve ardımdan gelen şuursuz neslin dolgu topuklu valikonağı eşrafına anlamsız gözlerle bakması bizi nişantaşının en can alıcı yerinde dolmuş beklemeye itiyor. ama zaten amına kodumun davar adamları ve şıllık karılarının bitmek bilmeyen açık alan, bahçe yanı, çimen üstü, ağaç kavuğu, güneş gören ama gölgede oturmak isteyen sevdalarının karşılığında benden kucak dolusu sevgi beklemeleri de bir hata olur..bohem rapsodi kafaları, ayşe boyner ayakları maalesef mutfak tayfasını pek kesmiyor..çünkü organik beslenmeyle kafayı yemiş aslında açlıktan geberenlerin  salatalarının içlerinde elbette arka bahçeden kopardıkları domates yok. uygun fiyata anlaştıkları manavcıdan alınan çakma çanakkele domateslerini afiyetle yiyen bu yıl da tulum çok modaymış diyen kafam kadar dudakları ve pinokyo burunlarıyla dolaşanların karşısında saat 12:22 civari ile içmeme kimse karşı çıkmaz sanırım..
   pusulası pipiyi gösteren kadınların bir damla sex için verdikleri mücadele cinsiyetimi sorgulamama sebep oluyor...sürtmeli, kalkmalı, oturmalı, dokunmalı tüm pornografik unsurların sahte orgazm çığlıklarının sebebi aslında şu..hepiniz açsınızzzz, beyninize yeterli oksijen ve kan gitmediği için sağ lobunuzla sol lobunuz serbest salınım yapıyor. bu yüzden yemek yiyin gerizekalı memeli canlılar.. böylece menüde içinde neler olduğu yazan salatayı okurken bana‘bunun içinde ne var acaba’ diye sormamış olursunuz..


18 Mayıs 2010 Salı

  ve onlar... geldiler... bohem yaşamların kışın uykuda kalan kısmı, şehir hayatından kaçışın parmak arası terlikle şekillenmiş halleri, biraz hindistan anısı, biraz kuantum fiziği, serin bir kadeh rose...güneşe tapanlar..havaların bir parça ısınması, güneşin bir parça kendini göstermesiyle dükkanın en açık olan, en manzaralı olan yerine oturup sanki 58 yılda bir güneş batıyormuşçasına bu doğa harikasına bakan bir grup unutulmuş yazar mı desem, bir türlü keşfedilememiş tiyatrocu mu desem, hiç ölmeyecekmiş gibi sürekli çimen suyu içenler mi desem, ne desem bilemediğim güneş severler artık aramızdalar..

  güneş kendi seyrinde büyük patlamadan beri batar ve çıkarken nedir bu hezeyanlar anlamış değilim. alkışlamalar, peçeteyle hoşçakal der gibi el sallamalar, ağlamalar...
  gördüğüm anlamsız rüyaların sebebini yavaş yavaş çözüyorum sanırım. Olasılık dahilinde bile olmayan herhangi birşeyi benden talep edenlerin suratına baktığım şaşkın bakışın alt metni hastalıklı zihnimin oyunlarıyla kabus dolu gecelere gark olmama sebep oluyor. eğer bulut güneşin önüne geçti diye ' e şimdi nolucak güneşi batıramadık' diyen biriyle gün içerisinde karşılaşırsanız rüyanızda kasıklarınızdaki sivilceden zekeriya beyaz ın çıkması normaldir sanırım. yada 'channel gözlüğümü sizde unutmuşum eğer bana yok derseniz sizin için hiç iyi olmaz ' gibi bir tehditle karşılaşırsanız rüyanızdaki zekeriya beyaz size dönüp 'cenab-ı hak ramazanda su içmek günahtır diye buyur etmiştir' diyebilir..veyahut 'bazı insanlar mekan sahibi olur, bazıları da o mekanda çalışır hayatları boyunca' gibi ders niteliğindeki söylemlere nail olursanız,sizde rüyanızdaki zekeriya beyaz a dönüp ' hocam ne işiniz var benim rüyamda, ayrıca burda içki satılıyor üstelik ruhsat olmamasına rağmen. peki suyu içmesem ağzımda çalkalasam yine de bozulur mu orucum' gibi sorular sorabilirsiniz...senin yaşındayken ben diyip başarısızlıklarını görmezden gelen çocuklarını eğitmiş halletmişte sıra bana gelmiş dedirten özellike kadın kısmına cevap yetiştirmediğin, tıkandığın noktada, zekeriya beyaz ın sana dönüp şöyle demesi artık çok olağandır 'nefretin kasıklarında kocaman bir sivilceye dönüşmüş, rabbin esenliği üstünde olsun güzel kızım, bir mum yak şimdi kendin için, sırtında bardak çek, zeytinyağlılara şeker koymaktan vazgeç, kalorisiz kek diye birşey yoktur, mevsiminde domates ye, terliksiz yere basma'
pardon bakar mısınız içkilerimizi biz güneş tam batarken alabilir miyiz?

9 Mayıs 2010 Pazar

  Koltuk altı kıllarıyla ucuz deodorantın birleştiği keskin kokunun havada bıraktığı etki metro da nefesimi tutma rekoru kırmama sebep oluyor..havaların ısınmasıyla beraber atlet giyen fantazi erkekler..ülkeler arası değişen doğurgan kadının hayalini kurduğu adam modeli..freudyen söylemler sıkmak bu pazar gününde yapılacak en iyi iş ..çılgınca içinden ekler fışkıran gazetlerin parmaklarımda bıraktığı mürekkep izi beni tasvirlere, teşbihlere sürüklüyor..avrupa da üstünde hiçbirşey olmayan kaslı salopet giyen bahçivanlar..amerika da yol çalışmalarını yapan yine üstlerinde hiçbirşey olmayan ve yine kaslı mühendisler..bizde ise sütçüler, tüpçüler..neslimizin devamını sağlamasını istediğimiz arzu nesneleri..

  ama şimdi cihangir de van kahvaltısı yaparken yer bulamadıkları için ayakta duran bana ve ekmeklerine balla kaymak süren herkese nefretle bakanları incelerken aklıma bir soru takılıyor...gerçekten freud haklımı? onun hastalıklı zihnine göre; tren, büyük balık, pipo penisi simgelermiş...şuanda tüm kıyılarda balık tutan adamların bilgisi dahilinde olan bir düşünce mi bu acaba?..eğer öyle ise kovalardaki küçük balıklar çaktırılmadan denize geri yollanıyor yada büyük balık tutup eve koca bir ereksiyonla gelmek yerine halı saha maçına gidiliniyor..sekizinci çayımı yudumlarken beş dakikadır çayını şuursuzca karıştıran yan masadaki kızı kesiyorum ve şimdiye kadar tüm moda dergilerinin kuruluşlarının 568. yılı olmalarına ragmen her sayılarında neden kadın erkek ilişkileri üzerine sorular sorup buna cevap bulamadıklarını anlıyorum..sexin üzerimizdeki korkunç baskısı..sanki suratımıza devasal bir göt oturuyormuşta biz ne etrafımızı görebiliyormuş ne de sesimizi çıkarabiliyormuşuz...masada biriken susamları parmak ucumla tek tek yiyorum. ısmarladığım türk kahvesini höpürdeterek içerken hala suratımdan gitmiyor endişeli bakışım...bu bize öğretilen mecburi mutlu, güçlü ve her seferinde orgazm olduğu kesin gözüyle bakılan kadın imajının sebebi nereye dayanıyor..hadi at üstünde kılıcını kuşanan adamı anladık, sarı çizmeleriyle karaköy de gururla tuttuğu yavru köpekbalığını göstereni de anladık, futbolda gol atmanın öneminide anladık, birzamanlar pipoyken şimdi kolum kadar puro içmenin maksadını da anladık..peki bize, havva nın kankaları olan biz memeli canlıların derdinin ne olduğunu neden anlayamadık...
   bir izin günü nasıl bu sağlıksız düşüncelerle piç olur diye kendimi eğitme zamanı geldi. haftasonu eklerinin zihnimi bulandırdığı çok net ve falımda uzuuun bir yol çıkmış...hesap lütfen..

6 Mayıs 2010 Perşembe

  cihangirden, kahvedeki sanatçı bozmalarından, galatanın son hali ne olacaktan, okan ın doğan apt da acaba kaç dairesi var sorularından, yazlık menülerden, alaçatıdan, satsumalı mojitodan, bodrumdan, istanbul sıcağından, memeden, götten, çükten, alkolden, alkolizmden, yeni ayakkabılardan, retro mu vintage mi gibi sikko muhabbetlerden bahsetmek yasak şuan itibariyle.. çünkü annem büyük beddua etti ve annelerin bedduası tutar ve bunu herkes bilir. oyüzden yeni demlenmiş bir demlik çayla ve yeni alınmış ev terlikleriye un aşkına yapılan tüm börekleri mideye indermeyi görev bilinci sayan ben, metobolizmamın yavaş ilerlemesine aldırmaksızın göbeğimin büyümesine an be an tanık oluyorum evinden kalkmış gelmiş annemle oturduğum şu mesut balkonda..

  eskiler yad ediliyor, babaanneme fena giydiriliyor, nezaman evleneceksin soruları geçiştiriliyor, çok zayıflamışsın biraz ye bakışına ağzıma tıkıştırdığım börekleri göstererek karşılık veriliyor, küs olunan hala, baba, teyze, dayı gibi bilumum gereksiz yer işgal eden akraba müsvettelerine 'o senin büyüğün ara bayramlarını kutla' gibi ufak ve basit çözümlerle geliyor. ev biranda deterjan, sabun kokuyor, dolapta mutlaka yiyecek bişeyler bulunuyor, çamaşırlar yıkanıyor ve illa minik bir çiçeğin kökü su bardağında kök salsın diye pencere kenarına konuluyor..
  30 uma merdiven dayadığımı es geçen annem hala okulu bıraktığıma kızıyor, garson mu olucan diye dövünüyor, bunun için mi okuttum seni diye sinirleniyor, güler teyzenin kızı sibel in öğretmen olduğunu ballandırarak anlatıyor, kpss ve ona benzer memursal sınavlarına girmemi öneriyor, en iyi mesleğin bankacılık olduğunu iddia ediyor, çayın altına su ilavesi takviyesiyle ısrarla yedirmeye çalıştığı portakalların kabuklarını da ellerine sürmeyi ihmal etmiyor. tuhaf alışkanlıkları yüzyıl artışlarıyla ilerlemiyor annem, anne ve annesel donanımları olan bireylerin..çünkü onların tişörtleri, eşofmanları hep çamaşır suyu lekecikleriyle doludur ve bu hep normaldir..
  bende ozaman evine dönen annemin ardından boşalan dolaba ve bulaşık yığınlarına nisbet yediğim tüm topkekleri sikiyim..