28 Haziran 2010 Pazartesi

  beyaz elbisemin fermuarını dişleriyle açıp, dolma parmaklarıyla jartiyerimi sıyırırken mutluluktan adeta uçuyordum. sonunda normal insanlar gibi ıslak rüyalardan herhangi birini görecektim. kafasını çevirdiği anda bu kişinin işe yeni başlayan çilli çocuk olması da çifte kavrulmuş fıstıklı lokum tadındaydı ve bu sadece iki saniye kadar sürmüştü. kulağıma eğilip ‘kadın patronlardan uzak dur’ demesiyle pantolonunu giyip oracıkta beni yapayalnız bırakmıştı..siktir lan hala rüyadayım ve kıpkırmızı dudaklarımla göt gibi kaldım, şıllık kadın patronlarımdan uzak dur uyarısının yapılacağı zaman mıydı...

  sıcak hemde çok sıcak..yatağa yapışmış vaziyette kahve ikramını geri çevirdim diye bilinç altıma bir seks sembolü olarak yerleştirdiğim çilli çocuğun rüyamda  benimle sevişmek istememesine kızgınlığımla biran önce işe gitmek istiyorum. ona tuvaletleri temziletmek boş tabakları yalatmak istiyorum...dükkanın bahçesi olabildiğince kalabalık öğlen roseleri, peynir tabakları, grisinili salatalar, ayakta bekleyenler, bekledikleri için sinirlenenler, hillside, mac ve bilimum spor salonlarının giriş kartıyla indirim talebinde bulunanlar, hiçbir zaman ne içtiklerini bilemeyenler, daha az buz, bu da çok az oldu biraz daha buz, ama buzu çıkarınca üzerine ilave etmiyorsunuzlar, patron yok mular, menüde asla olmayan yemekleri ısrarla sipariş etmeler, mutfaktan küfürü sen ve yedi ceddinin yemesi..işin zorluğu üzerine haziran sıcağı, gidilemeyen konserler, bilmediğim festivaller..tüm bunlar olurken sıkıntımın yüzüme yansımasından endişe duyan sevgili dişi patronumun önce yanıma yaklaşıp arkadaşça davranması hemen akabinde boş küllükleri boşalt, müşteri değil misafir de ve biraz yanağına allık sür demesi...neden?..sıcaktan kendi derim yüzümde durmazken allıkta nerden çıktı..mevzu şu: adamlardan mütemadiyen yakınırız ya, bunların bu hale gelmesine sebep olanın, bukadar yontulmamış kütük gibi hayattan göçüp gitmelerinin  altında ne yattığını merak ederiz ya...sebebi de  aha şu aliye rona kılıklı anaları...e bu ananın genç versiyon halleri de benim başımdaki kadın patronların günümüzdeki yansıması...ortalarda dolaşan 10 adamdan 8 i de bu kadınların yetiştirdikleri....masadan artan yarım şişe şarabı bu öğle sıcağında kafaya dikip içimden geçen iyi dilekleri bir bir sıralıyorum; fuck off memesi göbeğine gelmişler, siktirin gidin sekssiz günlerin intikamını margarita bardaklarında aramaya çalışanlar, tırnaklarını etine kadar yiyenler, kıskançlıktan erken yaşlananlar, her kadını bir tehdit unsuru olarak görenler...

  iş arıyorum..patronum mümkünse bir adam olsun..maksimum beni düdüklemeye çalışır, tezgah arkasında önlüğümü sıyırdığı iki fantezi kurar..ama ruhunda feminenlik yatmıyorsa, kaşımı aldırmak , saçımı kestirmek, gardrobumu yenilemek, kıskançlıktan o ayakkabıyı nerden aldığımı soramamak gibi bir durumu olmaz..olur mu yoksa?...

  

  

11 Haziran 2010 Cuma

  işe yeni başlayan çilli çocuk:
‘dün bir film izledim..çok ilginçti...intihar edenlerin daha sonra yaşadıları bi yerde geçiyor. yanlışlıkla oraya geldiğini anlatmaya çalışan bi kızla, kız arkadaşının kendisinin ardından intihar ettiğini sanan salak bir çocuğun yol hikayesi...’
  duvara toslamak böyle bişey olsa gerek. durduk yere açılan sohbette ne servisten, ne pos makinalarından, ne adisyondan, ne de müşterilerden bahsetti..sanki üstümü değiştirirken yakalanmışım tedirginliği, her an osuracak yada geğirecek paniği sardı tam şu anda. ağzımı açsam dökülecek her kelime götümden çıkacağı için, aptal bu kız  galiba izlenimi verme olasılığım çok yüksek olduğundan bu ‘normal’ diyaloğa gülerek cevap verip ekmeğin içini etli nohuta banıp yemeğe devam ediyorum..ilk izlenimim müthiş..

  işe yeni başlayan çilli çocuk:
kahve yapıcam ister misin?

  başarısızlıklarım, umarsızlıklarım, kayıplarım dışıma domuz bir kadın şekline bürünüp üstüme yapışması bu beklenmedik soruya en tizinden ‘oluurr’ dememe engel olamıyor..beynimin sağ lobunun altına sıkıştırdığım tüm psikolojiksel, siyasetsel bilgileri dökmeliyim ortaya, elime şarap kadehi tutuşturup felsefik aforozlar patlatmalıyım, neydi o beş ödül alan güney kore filmi? gardrobumu yenilemeliyim, tuvaletteki kate moss posterine bıyık ve göbek çizmeliyim, efes harebelerinin yarıçapını, tüm burçların ince detaysal bilgilerine sahip olmalıyım, pipisi içine kaçmış sivilceli 31 ci liseli çocuk görünümünü  bir kenara bırakıp yerine biraz vamp, biraz anaç, zaman zaman şehvetli ama adamı kasmayan sürekli arayıp sormayan kadın zırhlarından birkaçını giyinmeliyim, yeni çarşaflar edinmeliyim, maksadını çoktan  aşmış çökük yatağımı yenilemeliyim, bütün pamuklu donlarımı yakmalıyım, küçük memelerimi büyük göstersin diye süngerli sütyenlerden almalıyım...bir kahve yapıcam istermisin sorusunun zihnimde yarattığı bedeli buysa akabindekilerinin ağırlığı altında kalamicam sanırım...

  işe yeni başlayan çilli çocuk:
süt?

  ben:
aslında ben hiç kahve sevmem..

  ayakta alkışlandığımın farkındayım. yüksek itici gücümün, içimden geçenlerin dışa yansımasıdır bu. elbette bende saçlarımı yana savurup kısık gözlerle konuşmayı biliyorum, ballı tavuk yapıp fonda cızırtılı plak sesi eşliğinde dilimi çilli çocuğun ağzının içinde gezdirmeyi de biliyorum, her seferinde dünyanın en büyük orgazm efektini fırlatmayı da biliyorum, hassas, meyveli, kokusuz, ince tüm prezervatifleri ucuca ekleyip üçüncü köprü yapmayıda biliyorum  ama bunun yerine evime gidip aynada siyah noktalarımı sıkıp nane likörü içmeyi tercih ediyorum.ayrıca o filmi izlemiştim...wristcutters a love story...