27 Ekim 2010 Çarşamba

  başarı hikayeleri, aşk hikayeleri, ayrılık hikayeleri dinlemenin çok sinir bozucu olduğuna karar verdim..tıpkı çalışmak gibi gereksiz..
  bu sefer terk etmedim evi. şeviştiğim adam horul horul pörsümüş pipisiyle uyurken taksiye atlayıp gitmedim. sabahın 6 sı ve ben dolabında bulduğum şampanyayı boğaz manzarasına karşı içiyorum..bazı kızlar büyük sever, bazı kızlar aşk ister, bazı kızlar kariyer sivilceleri pörtletir, bazı kızlar hırslarından yalnız ölür...benim gibilerse anlamsız bir evin salonunda piyano başında kime ait olduğunu bilmediği ipek gecelikle şampanya içip kendi kendine güler..banyoda yığınla kozmetik ürünleri, düzenli havlular, tuğla duvardan salon, kapağı açılmamış kitaplar, klasik müzk cd leri, dvd koleksiyonu, soya sütü, yeşil elma suyu, mutfak panosuna iliştirilmiş gidilen konser ve seyehat biletleri...biliyorum sabahın ilk ışıklarında ayık kafayla beni gördüğüne sevinmiceksin, biliyorum sepetlemek için iş bahaneleri üretip dudağımın kenarı küçük bir öpücük kondurup popomada sevimli bir şaplak patlatıcaksın, biliyorum arayı açmayalım araşalım diceksin, biliyorum bu söylemin üzerine birbirimizi rahat bir 6 ay görmiceğiz, çünkü biliyorum her yattığın kızın ertesi günü sana aşık olduğunu sanıp onun adına üzüleceksin..hadi ordan osuruk ağız seni...

  sikik lıfe stayl yazarları ve moda bloggerların durmadan yemek yedikleri yerlerin fotoğraflarını çekip buhaftasonu neler yapalım nerelere gidip domalalım yazılarına ithafen bu işin mutfağından geçen biri olarak size nacizane nerelere gitmemeniz ve nerelerden alışveriş yapmamanız gerektiğini yazacağım.. bu yazı dizisinin esin kaynağı içerde uyuyan çakma bukowski ayakları yapan adamın kendisi ve sıkıcı evidir:
  cihangir susam cafe: bir cafe için abartı fiyatlarının yanında çalışanların durmadan aralarında madileştikleri ve senin buna tanık olduğun, sıkıcı yitik oyuncuların takıldığı mekan.gitmesende olur, kayıp değil..öyle menemen de olmaz olsun ayrıca.

  house cafelerin tümü: sahiplerinin çalışanlarına evlerindeki hizmetçilerine yaptıkları ezik muameleyi çeken yer, maaşları ısrarla bir ay sonrasına yatıran yer, minumum 10 saat çalıştıran yer, limonatadan nefret ettiren yer..

  asmalı mescitteki meyhaneler: aslında tüm meyhaneler için geçerlidir..menüleri pek yoktur, fiyat bilmeden söylenen mezeler rakıların yuvarlanmasıyla beraber ikiye katlanır ve hesap gelince içtiğin tüm içkilere ve güzel olan kafana rağmen ohhaa dedirten hesap gelir..gıcık biri gibi görünmeyi göze alıp tek tek fiyat sorulması tavsiye edilir. yoksa tüm gece 'lan haydari nekadar olabilirki' dersiniz. bakınız gedikli meyhanesi...

  vintage mağazaları: yurtdışından 1 dolara aldıkları kıyafetleri 350 liraya satan allahsız yerler..gitmeyin,kanmayın,okumayın..600 liraya örme kazak mı olur sürtük..

  bu evi hemen terketmeliyim..buzdolabı üzerine yapıştırlan not: soğutulmuş şampanyayı bitirdim, banyonu kullandım, ipek geceliğin üstüne kahve döktüm,buzdolabındaki havyarı yedim sonra da kustum...ara beni..

21 Ekim 2010 Perşembe

  iyi bir hikaye anlatmak istiyorum bugün..nerden başlamalıyım..kutsal kitaplardan alıntılarla mı girmeliyim, retorik sanatçılarından söylevler mi sunmalıyım, biraz goethe, biraz sartre,  biraz dante ye göndermeler mi yapmalıyım. bunları anlatırken ajda pekkan dertliyim arkadaş plağım binlerce kere dönse mi bilemedim..bildiğim tek şey kabalcı da kokladığım çilekli silginin bana anlattıracağı hikayenin hiç bu kadar entelektüel donanımlı olmayacağıdır…
  zeka seviyem nerdeyse bir bezelyenin ağırlığı kadarken aşık olmuştum ilk kez..balkonda onun geçmesini beklemek benim mabedimdi..karnede 7 zayıf, birden 10 kilo vermeceler, akrostij şiirler, akne krizi ve ergen çirkinliğiyle geçen gençlik yıllarım…parmağımda hala devvv büyüklüğünde  tek taşın eksikliğini hissettiğim 30 larımda annemim koca istanbul da birini bulamadın mı sorusunun 9. senesine girmiş bulunuyorum …elinden tuttuğum yada uzaktan sevdiklerimin hepsi benden sonra kendilerine en iyilerini ve en doğru olan kişiyi buldularsa benim günahım yalnız olmak sanırım…öpüşürken memeleri ampul gibi olanlara emanet ettim tüm sevdiklerimi, mini etek giyip bütün gece eteği çekiştirenlere bıraktım tüm bebişlerimi, küçük bakir kız ayaklarına yatanların kollarına ittim canlarımı…sizindir hepsi…
  iyi bir hikaye anlatmak istiyorsan sevgili küçük garson kız, kısa ve net olanı seçeceksin…ben bugün elmalı ve  tarçınlı turtayım, hem de  mutfak penceresinin önünde soğumaya bırakılandan…


3 Ekim 2010 Pazar

  sabahın körü 06:15…bu saatte uyanmak dinime küfür, sıcak yatağıma hakaret niteliğinde, hele bir de kaşık pozisyonunda uyuyabildiğin yatağın sağ tarafını dolduran biri varsa fonda çalsın tam şu anda kings of convenience manhattan skyline ve azsın sabah sabah tüm melankolim…
  07:30..dükkanın kapısını açıp nefretle her sabah yapılan aynı işleri sıralıyorum. masalar siliniyor, eksik tuzluklar dolduruluyor, kimse gelmeden kahvaltı yapabilir miyim acaba sorusu ekolu bir şekilde beynimde çınlıyor…tam bu esnada kafamın içindeki playlist’te sia çalıyor.. breathe me…
  09:10…içeriye tipik bir nişantaşı hanımefendisi giriyor,,leopar desenli tulumu, 20 puntoluk üstünde benim adım chanel yazan ayakkabısı, hafif yanık teni, soğan kabuğu saç rengiyle içeri girerken ensemizden, bizi kadın olduğumuzdan utandıracak özgüvenin rüzgarı esiyor..ve yanında taşıdığı 1 yaşındaki çocuğuyla anneyim ama hala harikayım bakışı fırlatıyor.. çocuğu ve puseti annenin kıyafetlerinin aksesuar niteliğindeki devamı aslında…şarkı değişsin lütfen, yeşil çay ve sadece yumurtanın beyazından yapılan omlet siparişinin akabinde…david bowie space oddity…
  12:25… kahve molası..soğuk havayı derin derin içime çekiyorum.. öyle orhan pamuk cümleleri sıralamicam..bir karıncanın ekmek kırıntısını nasıl telaşla evine götürmesi gibi beyni sayfalarca tasvirle sikmek gibi bir niyetim yok..sadece 10 dakikalık kahve molası okadar..dilimin sıcakla soğuğu artık ayırt edemicek kıvama gelmesine sebep olan kısacık  kahve molası…roisin murphy primitive…
  13:45…ünlü yüzlerin gelmesiyle, tavrı değişen bir kısım zavallı garsonların saati..ellerini ovuşturan dalkavuk müdürler arkalarından onlara güzel popomla güldüğümün  farkındalar mı acaba..sosyolojik afarozlar patlatmicam elbette bu durum üzerine, bunu yıllar önce başka arkadaşlarıma bırakmıştım ama ünlü birine yalakaca servis yapan hiçbir garsonu kimse himayesine almamıştır, aradığım yüz sensin dememiştir, gereksiz bir harekettir....joy division she s lost control..
  16:30…artık bırakın beni gidiyim, üstüme kapıları kilitleyin, anahtarı alın ve gidin ve bende bağıra çağıra şarkımı söyliyim…sooo close your eyes and think of someone you physically admire an leeetttt meee kisss youuuuu aaaaa…