29 Kasım 2010 Pazartesi

  odamda uyuyor…yatağımda, temiz çarşaflarımın üstünde..birazdan kalkacak, sağına soluna bakınacak gördükleriyle beni değerlendirecek..bense ona dünyanın en güzel kahvaltısını hazır edicem o kalkmadan. kabukları soyulmuş, zeytinyağı ve kekik eklenmiş domates, ev yapımı ayva reçeli, beyaz peynir, tost makinesinde ısıtılmış ekmek ve bir demlik çay….
  asla kadın erkek muhabbetlerine girmicem, erkekler neden bu kadar anlaşılmaz, kadınlar neden bu kadar sürtük diye dert anlatmicam…işimden ne kadar nefret ettiğimi, ama çalışmak zorunda olduğumu kafamdan sildim bile, parayı bulursam hayatımdaki herkesi silicem söylemleri kesinlikle doğru değil, kimse beni anlamıyorlar çoktan tarih oldu. pek güzel değilim kompleksleri gece kremlerimin altında kaldı..özgüven patlaması ve tv de açık cnntürk kafasıyla karşilicam onu. güne hep böyle başlıyorum ben zaten. tatlı tatlı rüyalar görüyorum, parkta cıvıldayan kuşlar arasında uzun yürüyüşler yapıyorum,  gazetemi almaya giderken tüm esnafı selamlıyorum, güzel bir kahve yapıp maillerime bakıyorum, sonra da işe gidiyorum..rutinim bu , buna inanıyorum..giyinmeden önce saatlerimi harcamıyorum, pratik ve zor olmayan bir insanımüremeyi kurumsallaştırmak için gösterilen kadınsal şeytani çaba mı bu?..haşaaa…sadece küçük bir kalp çarpıntısı o kadar..29 um da olduğumu  sesli olarak söylemezsem kahvaltı öncesi morning sex bile yapabilirim..
  uyandı…üstüne minik gelen tişörtümle sevimliliğine sevimlilik katarak kendini koltuğa attı…kahvaltıyı görünce miki ruk gibi dudaklarını yana kaydırarak gülümsedi..haneme çılgınca puanlar eklenirken fonda çoktan ezbere bildiğim fransızca şarkılar şakımaya başlamıştı bile…
   emmenez-moi au bout de la tere
   emmenez-moi au pays des merveilles
   il me semble que la misereeeeee…….