14 Mayıs 2011 Cumartesi

  ece ve melis..biri haziran diğeri aralıkta dünyaya gelmiş en iyi iki arkadaş…

  yıl 1993.. orta iki… tarkan çok popüler o yıllar..burak kut un, tayfun un önüne geçmiş, konserleri ortaokul liseli sübyanlarla dolup taşmış, kaybeden 80 kuşağına manidar şarkılar söylemiş..melis dudaklarının üzerindeki gölgeyi daha bıyık sanamicak zekaya sahipken tarkan a aşık olmuş…kasetin arkasında yazan imç unkapanı adresine onu ne kadar çok sevdiğine dair mektuplar döşeyip sonuna da ortaokul zekasına sahip şiirler yazmış duygusal bir ergen..ece tüm bu olanları gereksiz bulan, yaşından fazla karakteristik özellik gösteren, dönem itibariyle ‘erkek gibi kız’ diye çağrılan akne krizinden kurtulamayan kömür karası saçlı bir yeniyetme..
   yıl 1998.. lise son..intiharla üniversite sınavını kazanamama hissiyatının aynı paralelde ilerlediği, saçların ortadan ikiye ayrıldığı, iron maiden fear of the dark, nirvana my girl , led zepplin kashmir dinlenip herkesten nefret etme dönemi..türkçe müzik dinleyenin suratına tükürüldüğü bu zaman diliminde dostlukları kardeşten de öteye geçmeye başlamış ece ve melis in.. beraber uyudukları, aynı sırayı paylaştıkları, ev telefonundan saatlerce konuşmaları her geçen gün artmış.. taki en nihayetinde doğanın gereği olan ‘arka sıradaki o çocuğun’ hayatlarına girmesiyle her şey değişmeye başlamış...’o çocuk’… hayatın her döneminde, her yerinde, anlamsız zamanlarda, arka sıralardan kalkıp gelir..hayatınızı elinizden alır, sizi siker atar ve sonra gider..tam da ece ye olduğu gibi..melis aşık ve o çocuktan başka bir şey düşünmez olmuş..artık şebnem ferah, duman dinlemek anlam kazanmaya başlamış melis için.. yada saçlarını havalandırmak, önlüğün boyunu kısaltmak, tenefüsler de kantine koşarak gitmek, radyodan o çocuğa istek şarkılarda bulunmak....ev telefonun eskisi gibi çalmadığını fark eden ece erken yaşta üzerine yapışan olgunluk adı altındaki joker kartını kullanmış ve melis i hayatından çıkarmış..artık aynı yatakta uyuduğu, saçlarını ördüğü, birbirlerine yazılar yazıp defterlerinin arasına sakladığı, en sevdiği şarkıyı kasete kaydedip hediye ettiği o arkadaşı yok olmuş çünkü yerini o çocuk almış…
  yıl 2011..haftanın en güzel günü perşembe, günün en güzel saati akşam üzeri 6 da galata semalarında yürürken melis le karşılaşır ece....bir mayıs akşamı, üzerinde minik kırmızı çiçekleri olan siyah bir elbise ve tam da hatırlamak istediği gibi kıpkızıl saçlarıyla karşısındadır melis..önce sessizce birbirlerine bakarlar...hareketleri olabildiğine yavaştır..zamanın o anda akmadığı açık ara çok nettir…ece kafasını öne eğip gülmeye başlar..ece gençliğinin şahikasındayken okuduğu goethe nin kitabında genç werther in karşılıksız aşık olduğu lotteye yazdığı mektubu anımsar: ‘öyle bir sarılsam ki sana göğsümün içine alsam’ der kitapta…..tıpkı öyle sıkıca sarılırlar birbirlerine…sonra bahçesi olan güzel bir yerde oturup uzun uzun sohbet ederler..bir şişe kırmızı şarap sipariş edip, peynir tabağı, dana carpaccio, füme somon salatası söylerler..melis anlattıkça ece melis e bakar...melis in saçlarına bir yerlerden güneşin sıcak ışığı vurur..kızıl rengi hiç bu kadar güzel olmamıştır şimdiye kadar ece için..bazen gözleri dolar melis in anlatırken, hiçbir detayı atlamak istemez, geçen onca seneden sonra neler yaptığını, neler yaşadığını sanki hep hayatında ece varmışçasına anlatır..artık klasik bir caz müzik dinleyicisi olduğundan, plak koleksiyonlarından, geçen sene ölen babaannesinden, her yere minik kusmuklar bırakan köpeğine kadar…ve ece bilir ve ece her şeyi anlar..aşk melis in saçlarına değen ışığın ta kendisidir, aşk melis in herhangi bir davranışıdır, aşk melis in peynirleri 10 minik parçaya ayırıp tek tek yemesidir, aşk şarap içtikten sonra melis in yanaklarının kızarmasıdır..aşk arka sıradan hayatlarına giren o çocuk değil melis in ta kendisidir..

Hiç yorum yok: