8 Temmuz 2011 Cuma

  karaköy le galata nın arasında kalmış küçük bir cami..kubbesinin yarısı en adisinden tenteyle kaplı, yeşilin en çirkiniyle boyanmış...vakitsizce beliren büyükadalı selim elinde bir kilo domatesle gelip durmuştu o sabah caminin önünde..yanında ona gülen, onunla dalga geçen mahallenin sümüklü, ekmek arası salça yiyen veletleri de peydahlanmıştı hemen..şöyle bir camiye baktı adalı selim ve hersabah yaptığı gibi yeşil kapısının önüne tükürüp çekip gitti..

  acı; adalı selim için artık zamanı geçmiş yemekten başka birşey değildi..acı; adalı selim için okey oynarken sarı sekizliyi yanlışlıkla atmaktı..acı; adalı selim için rakısız geçen geceleriydi..bilmezdi kimse neden büyükadalı selim diye anıldığını..bilmezdi kimse neden kendi kendine konuştuğunu, hızlı adımlarla yürüdüğünü..deliydi o herkes için, hersabah caminin kapısına tüküren bir kafirdi..ama allah var iyi yemek yapardı..akşamları mezesi, rakısı ve fondaki müzeyyen senar ı eksik olmazdı..aforozlular gibi yalnız hissetmezdi kendini....bahtına lanette okumazdı..şanslı insanlara  imrenmez aksine onlar için üzülürdü...dehaya içi giderdi anca..güzel bir resim gördüğünde, iyi bir film izlediğinde 'solda sıfırım' derdi..deliydi nede olsa adalı selim..resimden, filmden, aşktan anlamazdı sümüklü piçler ve ailelerinin gözünde..gülerdi tüm mahalle saçlarını yandan taradığı için, lakap takarlardı ona kısa paçalı kırmızı pantalon giydiği için, dayak yerdi hep allahsız olduğu için..
  acı; adalı selim için eski fotoğraflar değildi yada cevapsız çağrılar, açılmayan telefonlar..acı; kaçırdığı vapurdu, sabah onu uyandıran ezandı, ona sormadan elindekileri alan tanrı ve kitabıydı sadece..