23 Eylül 2012 Pazar

.


   'medeniyet ve gelecek yanıyor' dedi..kendinden emin ve sanki karnından konuşuyor gibiydi. bardağına içkisini doldururken üstüne sinen am kokusunu alabiliyordum..
berbat şarkılar çalan ve berbat şarkılara eşlik edenlerin arasında kendi kendine konuşan biriydi o….’yeni doğan her canlı umut verici değildir. toprağa düşen bencil ve geçmiş hakkında hiçbirşey bilmeyen teneke yığınlarından biri olacaktır. tıpkı sizler gibi. yaşınız 30’un üzerinde olduğu zaman, ensenizde hissettiğiniz yalnızlık duygusu, apış aranızı açıp döl yollarınızı kucaklamanızı sağlayacak. çünkü  anne baba olma arzusu saçmalığının arkasına sığınacaksınız..ama ben, ama ben tüm gerçekleri bileceğim ve ben dokunaklı bir tiksinti duyacağım, durmadan düşmüş hissinin üzerimde bıraktığı olumlu etkiden’…..içkisinden yeni bir yudum almak için susmuştu. uzun zamandır güneş görmediği belliydi..elleri bembeyaz, öfkeden beliren çizgileri, şakaklarındaki kızıllık, kıpırdamayan üst dudağı ve ayrık dişleri uzaktan görülüyordu..müziğin ritmi yükseldikçe sesinin oktavını arttırdı.. ‘iyi günleriniz oldu mu? hatırlayanınız var mı?...ben hatırlıyorum..güneyden getirdiğim erguvanların bir türlü açmadığı o gün ellerimi kaburgalarımın arasına daldırıp, damarlarımı parmaklarıma dolayıp kalbimi parçalara ayırmıştım..neden?..çünkü kendimi yeniden inşa etmek istiyordum.. ve birgün kokladığım güzelliklerin; amber, misk, karanfil, reçine,öptüğüm dudakların; portakal kabuğu ve tarçın tadı bırakmasını dilemiştim..oysa ağızımda çinko, fosfor, meni ve klordan başka ne var?’
  masalarından kalkıp karşılıklı oynayanlar, klarnetin ucuna iştahla para sıkıştıranlar, ayılmak için kahve söyleyenler arasındaydım ve kalbim delicesine atıyordu..o konuştukça içe gömülüyordum..o konuştukça boyum kısalıyordu..beynimin tüm kıvrımları göz teması kurmamak için ayaklanmış olsada becerememiştim..gözgöze gelmiştik bile…’batı kültürünün, geleceğin, teknolojinin ucundayız. hep beraber sınırın eşiğindeyiz, intiharın yumuşak kucağındayız ve yaptığımız tek şey, günün sonunda herhangi birşey hissetmek, ama sadece hissetmek için, battığımız umutsuz bataktan çıkabilmek için, küçük bir ‘an’ ı kollamaktan öteye geçemeyecek hayatımızın geri kalanı…sen küçük hanım, gözlerini benden her kaçırdığın an bu gerçekle yüzleşip, bununla yaşamayı öğreneceksin..içine girenlerin dramını kendine sakla ve kaldır kadehini, iç benimle’…..derin bir nefes alıp kadehimi kaldırdım, boyum gittikçe kısaldığı için sandalyenin üzerine çıkıp parmak uçlarıma yükseldim ve bağırdım..’neye içiyoruz ozaman ihtiyar filozof?’…kafasını kaldırmadan elindeki bardağı uzunca bir süre daireler çizerek çevirdi ve tek seferde içip;
‘ hiçbir şeye’ dedi…

Hiç yorum yok: