10 Mart 2015 Salı


4 ocak

uzun bir aradan sonra dışarı çıkmaya karar verdim bugün..sokağa çıktığım anda midemde bir bulantı hissettim, aklımın bana oynadığı bir oyundu bu sadece, önemsemedim..soğuğa ve yağıp yağmadığı belirsiz aptal yağmura rağmen kalabalığın arasına karıştım. yeni yıldan kalma yarısı sönmüş ışıklı ağaçların altında fotoğraf çekenleri görmezden geldim. paniğim ve heyecanım geçmiş gibiydi..öfkesinin sebebinin ne olduğunu unutan toplumun herhangi bir bireyine dönüşüvermem için tüm donanımlara sahiptim..arkama baktığımda sadece 4 sokak öteye gitmiştim ve eve geri döndüm.

12 ocak

dün akşam biriyle seviştim..konuşmak ve sorular sormak istedi..aslında istediği şey ona soru sormamdı..ama ağzını kapayıp susmasını istedim..bunu bir fantazi olarak algıladı sanırım, cezbedici bir tebessümle susup gözlerini kapayıp yatağa uzandı..gerçek şuydu ki onu tanısaydım sevmezdim!! ihtiyacım olan bu değildi..ne yeni baskı bir kitap okumak istiyordum, ne çok izlenen bir filmi izlemek istiyordum ne de gabardin giymiş cilası parlak yeni biriyle tanışmak istiyordum..

8 şubat

çok erken kalktım bu sabah..saat 8 gibi..ağzımda yazdan kalma klor tadı ve sanki sıcak renkli havuz taşına oturmuş, buzu erimiş nanesi mefta olmuş limonatayı içiyormuşum gibi bir huysuzluk hakimdi..hacimli ve dokunaklı bir tiksinti duyuyordum, kapı çalındı..minik bir aralık vererek kapıyı açtım..apartman yöneticisi..aidatları toplamaya gelmişti..ona toplu para yatırdığımı söyleyip kapıyı tam kapatacakken eliyle karşı bir fiziki hareket uygulayarak kapıyı tekrar araladı, pek merhaba iyi akşamlar demiyormuşum diye serzenişte bulundu..neden demeliydim ki? öğrendiği ve öğretildiği saygı kavramlarından ötürü mü yoksa yaşının gereği  otomatik olarak doğadan kazandığı bir mecburiyet dururmumuydu bu..anlam veremedim ama neden sırıttığımıda bilemeden iyi günler o zaman deyip kapıyı kapadım..sanırım başım dönüyor.

1 mart

bir arkadaşımın ısrarıyla bir grup hiç tanımadığım insanların olduğu bi yere gittim..geç kaldığım için ben gittiğimde herkes sarhoşluğun bi önceki çapsız cesaret evresindeydi..böyle zamanlar için bir sırıtma hareketi geliştirmiştim kendime hemen onu uygulayıp son gelen kişi olduğum için ilgiyi üzerimden atıp boş bir sandalyeye iliştim..içim sandalyeden daha boştu..derinliği olmayan anlamsız bir sohbet dönüyordu, kimsenin kimseyi dinlemediği net bir şekilde görülüyordu..düşüncelerini son derece mantıklı bulan birisi, onun aksini düşünen herkese verip veriştiriyordu..sanırım masadaki tüm maydanozla alakalı yemeği o yemişti dişleri yeşil bir pırlanta gibi parlıyordu ve ağzından belli aralıklarla tükürüklü anlamsız sözcükler çıkıyordu..etkilenmiştim ondan bu kadar aptal olup bu kadar çok fikir üretmesi etkileyici ve heyecan vericiydi..sen ne düşünüyorsun dedi aniden bana dönüp..tüm gözler sınıfa sonradan dahil olan arka sıralardaki kıza çevrilmişti..dişlerindeki yeşillikten başka bişey düşünemiyorum dedim..


10 mart

bazı soruların cevaplarını kendi kendime verdikçe beş duyu organımın daha tezahür ettiğini farkettim..son zamanlarda tenim en hafif baskıda bile hassaslaşıyor, yediğim en karmaşık yemeğin içindeki materyalleri bir çırpıda sayabiliyorum, zemin ayaklarımın arasından kayıp gidiyor bazen, doğanın sunduğu tüm sesleri notaya dökebilecek kadar çılgına dönebiliyorum, yaseminin, leylağın, vanilyanın kokusunu kalbimde hissediyorum..beni anlıyormuş gibi bakan gözleri görebiliyorum..ben de onlara bakıp gülümsüyorum..sonra kapımı kapayıp üç kere kilitleyip sürgüyü çekiyorum...