100 gr un, 40 gr şeker, yarım paket kabartma tozu, yarım paket vanilya, 1 yumurta, 100 gr süt, 40 gr kaymak ve üzerine alabildiğince akçaağaç şurubu..Pancake..
Ayşegül yıllardır aynı model topuz saçları ve harika pancakeleriyle tanınır. Devrik bir prenses sanır kendini. narin, kırılgan, hassas ve incedir. Beden olarak da incedir. Uzun ince bacakları, toplu iğne kadar küçük memeleri, kocaman gözleri olan biridir. Mutfağının raflarında elleriyle yaptığı taze meyvelerden reçeller vardır. Kavanozların kapaklarını renkli kumaşlarla kaplar. Ayva reçeli, vişne marmeladı en favorilerindendir. Sabahlığı ve havlu terlikleriyle balkonunda öylece saatlerce oturur. Kahvesinİ sade sever ve küçük Hemingway stili defterine notlar alır. Ayrıntılar onun için çok önemlidir. Rüzgarı izler, rüzgarı dinler, yağmurda yürür, yaprakları seyreder, fotoğraflarını çekip defterine yapıştırır ve onlar hakkında yazılar yazar. Bazen içlenir Ayşegül, ağlar. Sonra sesli bir kahkaha patlatır ve bol çilekli bir dilim pancake daha yer. Ayaklarını uzatır, sırtını yaslar, yalnızlığını özgürlüğüyle karıştırdığı için kendini mutlu sanır. Ama nostaljiler, anılar, tatlı küçük tesadüfler peşini bırakmaz. Hayatında bir kez aşık olmuştur Ayşegül. Bir daha olamayacağını sandığı için onu bırakıp gidenlerin yada onun bıraktıklarının ardından çok üzülmez. Hemen toparlanır, fotoğrafları kaldırır ve o kişi hiç olmamış gibi yaşamaya devam eder. Evinin duvarlarında yüzleri olmayan siyah beyaz fotoğraflar vardır. Rivayete göredir ki bu kişiler Ayşegül'ün hayatına giren ama hayatında olmayan insanların bedenidir. Ayşegül yüzleri hatırlamanın korkunç bir tecrübe olduğunu düşündüğü için sureti olmayan fotoğraflara bakmayı tercih etmiştir. Tuhaf alışkanlıkları vardır Ayşegül'ün. Kapı kollarını çıplak elle açamaz mesela, dişlerini fırçalarken içinden 100'e kadar sayar, gözleri açık öpüşür, yemeğin tadına bakmadan tuz dökenlerle asla arkadaş olamaz, heyecanlanınca hıçkırır, utanınca burnu terler.
Bir cumartesi günü Ayşegül film arşivinden Ed Wood filmi izler ve ağlar. Bu kadar kötü bir film daha önce izlememiştir ve küçük evindeki sevimli hayatı Ed Wood filmleri kadar berbat ve kötüdür. Ama olsundur, şimdiye kadar kimse onun gibi böylesine iyi pancake yapamamıştır.
20 Ocak 2011 Perşembe
Meydandan düz git, kırtasiyeden sola sap, okulu geç, yokuşu çık, otoparka sırtını ver işte karşıdaki daire.
3. kat, zile bas ve suratındaki salak sırıtmayı da bi yerlere at.
Siyah dar pantalonu ve ipek beyaz gömleğiyle karşımda. Elimdeki ortalama ucuzluktaki kırmızı şarabı alıp müziğin sesini kısıyor. The xx Crystalısed çalıyor tam o esnada.
-Şarabın tadına bakmak ister misin' diyorum ben elinde eros un okunu tutmuş bir şapşal gibi.
-Benim için hepsi birbirine benzer, ayrıca iş yerinde kurduğun cümleleri bu evde kuramazsın' diyor.
Tam bir aptalım. Işıkları kısıyor ve bir sigara sarıyor. İnce zarif bir sigara. Ayağındaki siyah beyaz Oxford ayakkabıları çıkarıp kenara atıyor. Uzun siyah saçlarını yavaş bir şekilde kulaklarının arkasına götürürken,
-Seni ilk gördüğümde senden hiç hoşlanmamıştım, aslına bakarsan hala hoşlanmıyorum ama şu sigara bittikten sonra üzerindeki çizgili tişörtü çıkartıp sana sıkıca sarılmayı ve uyumayı hayal ediyorum.
Bunları söylerken eğiliyor ve gömleğinin içine giydiği siyah sütyenin dantelleri görünüyor. Yanlış olan hiçbir şey yok gibi buraya kadar. Zevkle döşenmiş bir evdeyim, uzun cümleler kurmayan ve kıpkırmızı dudakları olan biriyleyim, kafam alabildiğine ilerlemiş, netlik abidesiyim. Ama sıralama neydi unuttum. İlk gece mi sevişmeyecektim yoksa asıl ilk gece mi o gömleğin düğmelerini açacaktım?
-Kendini nasıl hissediyorsun? diye sordu.
-Bir fransız kadar yalnız ve çekici, bir ingiliz kadar beyaz ve mesafeli, bir alman kadar içki sever, bir amerikalı kadar aptal, bir türk kadar idealistsiz ve başarısız, bir italyan kadar androjen.
Ufak bir tebessüm etti.
-Artık rüyalarınla normal yaşantını ayırt edemeyecek kadar zaman kavramını yitirmişsin sanırım, 08:45 e kurduğun saat birazdan çalacak ve tişörtünü pijamanın içine koyup yalnız uyuduğun, yalnız uyandığın gerçeğiyle yüzleşeceksin. Buarada sana tavsiyem daha az iç, bence ilk geceden sevişebilirsin mahsuru yok ve beni dantelli iç çamaşırıyla hayal etmekten vazgeç.
3. kat, zile bas ve suratındaki salak sırıtmayı da bi yerlere at.
Siyah dar pantalonu ve ipek beyaz gömleğiyle karşımda. Elimdeki ortalama ucuzluktaki kırmızı şarabı alıp müziğin sesini kısıyor. The xx Crystalısed çalıyor tam o esnada.
-Şarabın tadına bakmak ister misin' diyorum ben elinde eros un okunu tutmuş bir şapşal gibi.
-Benim için hepsi birbirine benzer, ayrıca iş yerinde kurduğun cümleleri bu evde kuramazsın' diyor.
Tam bir aptalım. Işıkları kısıyor ve bir sigara sarıyor. İnce zarif bir sigara. Ayağındaki siyah beyaz Oxford ayakkabıları çıkarıp kenara atıyor. Uzun siyah saçlarını yavaş bir şekilde kulaklarının arkasına götürürken,
-Seni ilk gördüğümde senden hiç hoşlanmamıştım, aslına bakarsan hala hoşlanmıyorum ama şu sigara bittikten sonra üzerindeki çizgili tişörtü çıkartıp sana sıkıca sarılmayı ve uyumayı hayal ediyorum.
Bunları söylerken eğiliyor ve gömleğinin içine giydiği siyah sütyenin dantelleri görünüyor. Yanlış olan hiçbir şey yok gibi buraya kadar. Zevkle döşenmiş bir evdeyim, uzun cümleler kurmayan ve kıpkırmızı dudakları olan biriyleyim, kafam alabildiğine ilerlemiş, netlik abidesiyim. Ama sıralama neydi unuttum. İlk gece mi sevişmeyecektim yoksa asıl ilk gece mi o gömleğin düğmelerini açacaktım?
-Kendini nasıl hissediyorsun? diye sordu.
-Bir fransız kadar yalnız ve çekici, bir ingiliz kadar beyaz ve mesafeli, bir alman kadar içki sever, bir amerikalı kadar aptal, bir türk kadar idealistsiz ve başarısız, bir italyan kadar androjen.
Ufak bir tebessüm etti.
-Artık rüyalarınla normal yaşantını ayırt edemeyecek kadar zaman kavramını yitirmişsin sanırım, 08:45 e kurduğun saat birazdan çalacak ve tişörtünü pijamanın içine koyup yalnız uyuduğun, yalnız uyandığın gerçeğiyle yüzleşeceksin. Buarada sana tavsiyem daha az iç, bence ilk geceden sevişebilirsin mahsuru yok ve beni dantelli iç çamaşırıyla hayal etmekten vazgeç.
21 Ekim 2010 Perşembe
Zeka seviyem neredeyse bir bezelyenin ağırlığı kadarken aşık olmuştum ilk kez. Balkonda onun geçmesini beklemek benim mabedimdi. Karnede 7 zayıf, birden 10 kilo vermeceler, akrostij şiirler, akne krizi ve ergen çirkinliğiyle geçen gençlik yıllarım Parmağımda hala dev büyüklüğünde tek taşın eksikliğini hissettiğim 30 larımda annemim koca İstanbul'da birini bulamadın mı sorusunun 9. senesine girmiş bulunuyorum. Elinden tuttuğum yada uzaktan sevdiklerimin hepsi benden sonra kendilerine en iyilerini ve en doğru olan kişiyi buldularsa artık görevimin ne olduğunun bilincine varma zamanı gelmiştir diye düşümüyorum. Buyurunuz, sizindir hepsi.
İyi bir hikaye anlatmak istiyorsan sevgili küçük garson kız, kısa ve net olanı seçeceksin;
Ben bugün elmalı ve tarçınlı turtayım, hem de mutfak penceresinin önünde soğumaya bırakılandan…
Ben bugün elmalı ve tarçınlı turtayım, hem de mutfak penceresinin önünde soğumaya bırakılandan…
22 Temmuz 2010 Perşembe
Adam gibi sarılmadan, öpüşmeden geçen gecenin ardından yerden topladığım kıyafetlerimi bir hışımla giyerken ardımdan 'bu ne acele' diye seslenmenin cevabını içimdeki kontrolsüzce içtiğim içkiler verecek birazdan sana ben değil..Sevgili hayal kırıklıklarım tekmele beni tüm gece boyunca, burnuma suratıma doğru vur lütfen..Gecenin bir yarısı çağırdığım taksiyle eve dönerken karar veriyorum, nice sarhoş kafayla verilen kararların yanına eklenmek suretiyle..Geçirdiğim bok gibi günleri, başarısız iş hayatımı ve karşılaştığım işe yaramaz insanları unutmanın başka bir yolunu bulmalıyım..Ayılmak için içilen soğuk iki biranın ardından camın önünde devasal piposunu tüttüren Freud bana bakıp başını bir sağa bir sola savuruyor. Öylece orada durup bana sarkastik hareketler yapamazsın Freudcuğum ve hemen siktir git evimden. Hiçbir sorunun cevabını vermeden, kira da ödemeden canının istediği zaman evime girip kalamazsın...Kafamı ne kadardır soğuk suyun altında tutuyorum farkında değilim.
Neden tatil yapmak için çalıştığım yerde bir yılı doldurmalıyım? Neden dondurmayı yalamak suretiyle yiyemiyorum? Neden oral seks algısı dondurma ve muz üzerinde damping yapmış durumda? Neden Sezen Aksu şarkı söylerken ben hiçbir şey anlamıyorum? Neden konserlere ben para verip bilet alırken parası olanlar davetiyeyle giriyor? Neden tüm komedyenler komik değil ve homofobik oluyor?..Neden??
Çinili havuzlara atlamak, ayaklarımı kuma sokmak istiyorum, dubalara kadar geri geri yüzmek ve en sevdiğim şarkıyı bağıra bağıra söylemek istiyorum..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



