26 Nisan 2021 Pazartesi

   

   Kendimi tekrar ettiğimi söyledin, hatırlamanın yarattığı yeri, dolmayacak boşlukları taze anılarla doldurmakla uğraştığımı söyledin, depresyona girmiş, tek bir yaprak bile vermemeye and içmiş çiçeklerimi iyileştirmek için gösterdiğim çabayı hayatımın tümüne neden göstermiyorum acaba diye söylenmeye devam ettin.

    Koordinatlarımın güvensizliği gösterdiğini biliyordum. Zihnimin bilinçli parçası nesnelliğe takılan insanlar ile arama kütlesel bir boşluk koymam gerektiğini düşünürken, zihnimin disiplinsiz parçası mutfak önlüğünü giyip kendime bugün ne yemek yapsak diye sormayı tercih ediyordu. İştirak ettiğim sohbetlerde gönülsüzce, çarpa çarpa dahil olduğumu da söyledin gözlerimin içine baka baka. Kabul ediyorum, tefekkür; görüş mesafemi kaplayan bir sis etkisinde oluyor zaman zaman, bu kadar yüklenen anlamlar beni yoruyor ve kendime anonim kalıyordum.

    İşitme mesafesinden çıktıktan sonra her şeyin daha da güzelleştiğini, kişiliksiz, vasatlığın örneği bir takım aşk betimlemesinin uzaklaştığını, hafızamın gıdıklanmaya ihtiyaç duymasına gerek kalmadan tüm anıları kristalize edip önüme sunmasını sana iştahlı iştahlı anlatıyordum, aslında bu bir anlatı bile değildi, bu bir bildiriydi..Varlığından şüphe duyduğum dostlarımın tamamlayan değil de eksilten yanlarını görmek nasıl davranmam gerektiğinin tebliği gibiydi. Böyle darbelere karşı garip bir tatmin duygusu yaşadığımı itiraf ettim, sonra özel günler için sakladığım şarabı açtım, uzun saçlarımı sol kolumda duran siyah lastik toka ile gelişigüzel topladım, dolaptaki sebzeleri çıkarttım. Mutfağın kapısına dayanmış beni dinliyordun tüm ağırlığını sağ omuzuna vererek. Sabır dedim; sabır benim için artık hamurun mayalanmasını bekleyerek geçen süreden başka bir şey değil, istersem ihtiyatlı davranabilirim, dilersem mübalağaya başvurabilirim, hacmi geniş yaşantımı tuzla buz edebilirim yada her yeri okaliptus ile kaplayabilirim, istersem tüm yemekleri hangi ölünün evinden geldiğini hatırlamadığım bir eşi dahi olmayan tabaklara koyabilirim. Bunları söylerken sarı yaldızlı bardağı seçmiştim senin için. Uzun süre gözlerin ellerimin hareketlerine takıldı, sebzelerin kabuklarını soymamla başlayan serüvenin şarabı doldururken durup sana bakmamla bitmişti..
   
  Pençelerini kendine geçirmen kaçınılmaz, hakikat ile cezbedici tüm yalanların arasında kalman, alternatif bir yaşam hikayesine tutunman, disiplinsiz, kayıtsız, beyhude olduğunu düşündüğün ilişkileri zahmetsizce geride bırakman havada salınan bir yaprak gibi.. düşmen an meselesi!!! dedin..
  
   Bugün fırında patates, nohut köftesi, çikolatalı kurabiye var dedim, Örümcek ağı ile dokunmadı bedenim, parçalarıma ayrılabilirim dedim ve kadehimi kaldırdım,
 
  Yine mi yeni yıla içiyoruz, dedin,
  Elbette, dedim..





5 Ocak 2021 Salı


 Rotası hakkında pek de bilgi sahibi olmadığım bir yola giriyormuşum gibi hissediyorum. Boynuma bağladığım kurdelenin zaman zaman sıkıştırması zaman zaman rüzgarla beraber uçuşmasının ihtişamını izliyorum.


  Debeleniyor muyum?

Adil olmayan tüm soruları, belirgin bir hastalık gibi kendime soruyor olmam tabiatımın felakete doğru sürüklenmesine alışkın olmamla eşdeğerdedir belki de. Biçimsiz cümleler, fonksiyonsuz çözümler, şefkatli, uyku öncesi öpücük gibi kurgusal romantizmler zihnimin ham ve dağınık kısmından çıkıp, kahvaltı masasında yada bir filmin tam ortasında beliriveriyor çoğu zaman.


  Hak ediyor muyum?

Mücadele belirtisi bile göremediğim için kibar bir kayıtsızlığa düştüğümü itiraf edebiliyorum artık.


  Tahammülsüz müyüm?

Yaşamın tahrik edici doğasını eşit parçalara bölüp her gün kendime makul nasihatlar veriyorum.


  Sevgisiz miyim?

Kayıplarımı, kan kaybedişlerimi çöpe atıp, bir zamanlar öptüğüm dudakların sıcaklığını temmuz sıcaklığına tercih ediyorum.


  Öfkem sıkıntıya mı dönüşüyor?

Cömertçe kullandığım anlayışımı rafa kaldırıyorum, onun yerine güzel yemekler yiyorum, bazen baş ağrıtan bazen de harika şaraplar içiyorum.


  İhtiyaçlarım dışındaki hiçbir şeye ilgi duymuyorum diye kendime kızgın mıyım?

Merhametsizce gelmiyor eskisi gibi düşüncelerimin anlaşılmayacağından duyduğum korku. Sahne ışıklarını arayan eski bir tiyatro oyuncusu gibi melankoliyi arzu nesnesi haline dönüştürmeye gerek duymuyorum.


yalnız mıyım?

...