26 Eylül 2019 Perşembe

...


‘Rüyada esas olan şey onu meydana getiren fikirlerdir, olaylar değil..Freud’

  Duvarın rengi değişti, raftaki asla kullanılmayan ince porselen fincanların tozu alındı, kitaplar yazarların ismine göre ayrıştırıldı, aslında başlanılan ve yarım bırakılan kitap sayısına göre ayrılmalıydı belkide. Halı yakışmıştı yere, devetabanı umarım yeni evini severdi diye mırıldanırken buldum kendimi. Ne zamandan beri sesli mırıldanmaya başlamıştım hatırlamıyorum. Etrafımı saran eşyalara, içerik ve fikirden önce tuttuğum üslubun önemini anlamayan insanlara duyduğum öfke, akbaba gibi üstümde dolanmaya başlamıştı. Sıkıntı, yeni aldığım tek kişilik koltukta peydah olmuştu. Durum ümit verici değildi ama yine de idare edebileceğimi düşünmüştüm çünkü perdeleri yenilemiştim.
   
   Menfaatlerin ikamet değiştirmesini izahat edemediğim gibi kayıtsız ve müdahalesiz kalmıştım. Tüm diyalog mesafelerim kütlesel bir boşluktan ibaretti. Öz disiplinim; yavaşlıkla hareketsizliği birbirine karıştırmış, zihnimde sürüklediğim her şeyin yetersizlikten kaynaklandığını bana ikna etmeye çalışmak için and içmiş kapıda yaslanmış öylece bekliyordu sanki. Neyse ki kapıyı yeni boyamıştım.

   Münzevi yaşantıma tatlı anıların istila etmemesi için meşguliyetlerimin yönünü değiştirmiştim. Başarılıydım da. Yarım yamalak yağan yağmur, hangi yönden geldiği belli olmayan rüzgar, işlevini yerine getirmek istemeyen, canı sıkıldığı çok belli olan doğa düstursuzca sergiliyordu yeteneklerini. İçimde yoğun bir şekilde hissettiğim nedensizlik, sırtımı yasladığım yeni kadife yastığın saçaklarını çekiştirirken homojen bir hal almaya başlamıştı. Hiç tamamlanmayacak olmasını bilmeme rağmen özenle inşaa ettiğim tek kişilik krallığımda bugün 3 tabak yemek vardı kendime arz ettiğim. Yoksun kaldığım, yetersiz hissettiğim, ortak geçmişimin silindiği, hangi yarayı ne zaman nerede aldığımı hatırlamadığım, bir zamanlar el çırparak anlattığım hikayelerin kahramanının ben olduğunu unuttuğum , doğal bir tahrip etme arzusunun ikamet ettiği yeni evimde, yeni krallığımda üç tabak yemek...

  Bilgisizliğim ve muhalif duruşum beni yormuyordu artık. Eskisine nisbeten daha az eşya olan mutfağa doğru gitmiştim. Hayatımın müellifi ben isem hareketlerimi istediğim gibi gevşetebilirdim. İstersem mekanik, istersem duygusal olabilirdim. İstersem intibalarımı çürütür, istersem diretirdim. Maruzatlarımı insafsızca her daim sunabilir yada sessizce durabilirdim, yada en iyi yaptığım şeyi yapıp kendi kendime mırıldanabilirdim. Daha iyi tanıyor, içgüdülerimi koruma altına alıyor, kelimeleri bulmakta zorlandığımda boş duvara bakıp buraya bir tablo almak gerek demekten utanmıyor, sakınmıyor, sıkılmıyordum. Pencere kapalı olmasına rağmen bir hafiflik, bir esinti dolmuştu. İçine sığmakta güçlük çektiğim durumları kapı dışarı ettiğimden beri çiçeklerim büyümeye başlamıştı.

‘Uyanıkken düşüncemizi meşgul eden olaylar ancak günlük düşüncelerimizden kısmen uzaklaştıkları zaman rüyalarımıza girer…Freud’


   


30 Haziran 2019 Pazar

.


  
   Kovalamacanın akabinde ayaklara inen atalet duygusu gibi bir dönemden geçiyorum. Mütevazi
zeminim bazen kaygan bir hal alıyor, bazen de boşluklara, aralıklı kapılara bırakıyor kendini. Zihnimin meşguliyetlerini avuçlarımın içinde tutmaya çalıştığım zamanlarda debateye girerken buluyorum kendimi kendimle.

    Anlamamayı anlamaya tercih etmek isteği ile dolup taştığım bir dönemden geçiyorum. Enlemi boylamı, uzaklığı yakınlığı, sıcaklığı soğukluğu hissetmeden tatsız yemekler yemek istiyorum. Tüm nesnelleştirdiğim, kristalize ettiğim duygularımı rafıma kaldırmak istiyorum.
Belirleyici olan rafine anıları silmek niyetindeyim. Kâni olmaya her an meyl eden zihnimin bir kısmını letarji seviyesine taşımak istiyorum. 

    Verdiğim kararlarımın kişiliğimin bir yansıması olarak gördüğüm o kendimi en iyi ifade ettiğim zamanlar en güzel çelmeyi kendime attığım zamanlar aslında. İkinci tekil ile başlayıp kurduğum tüm cümlelerimin öznesinin ben olduğunu bana yine içeriden gelen tık tık sesiyle ben söylüyor olacağım. Hastalığı benzerleriyle tedavi etme yöntemine başvurmayı istediğim, izâhât edecek gücü bulamadığım, infial duygusunun tüm duygularıma baskın geldiği bir dönemden geçiyorum.

    Mukavemetini kaybedince merkeze doğru büzüşen gergin nesneler gibi hissediyorum. Farkındayım, kurduğum tüm stratejiler belirtileri manipüle etmek üzerine, sebebini yok etmek üzerine değil! Kendimi sabote etmek istediğim bir dönemden geçiyorum. Camus’un dediği gibi:
‘İnsan ne ise, o olmayı reddeden tek yaratıktır’
  
                                 

21 Ocak 2019 Pazartesi



      Hangi yüzyıla aitti acaba kurbanın sürekli  `ben´ olduğuna ikna eden olay? En başı neresiydi? Trafik durduğunda ilk arabayı hayal ederim hep. Sorumlusu o mu yoksa sadece orada olmanın şansızlığı mı? Nereden geliyordu bu suçluluk duygusu, nereden geliyordu hatanın kendinde olduğuna ikna olunan o hisse sarıp sarmalanma dürtüsü? En başı neresiydi? Daha mı kolaydı sorgulamaya gerek kalmadan ikna olmak, önüne bakmak? Devam etmek için yaratılmış mükemmel bir yol muydu?

    Hangi yüzyıla aitti acaba? Yine kendi bilinmezliğime ve başarısızlıklarıma övgü dolu methiyeler sıraladığım, içim kadar soğuk bu kış gününde sadece kendimle mi kalmaktı derdim? Mesleğiniz ne diye sorulduğunda ´baltalamak´ demeliyim belkide. Olay mahalini hızlıca terk etmek, terkedemediğini anladığında sabote etmek..Mesleğim bu..Kaybımın resmi verisi bu..Kazancımın esamesinin bile okunmadığının açık ara belli olduğu bu durumun verdiği hazzı anlatmaya çalışsam neden aranılan ´kurbanın´ sürekli ben olduğu sonucuna varmamı sağlar mıyız?


   Anın kalıntılarıyla yaşıyorum diye özür dilemeyeceğim. Dinlediğim her şarkının, izlediğim her filmin nefes alışını duyuyorum diye kulaklarımı tıkamayacağım. Anlayışım, kurgularım sadece kendime yetecek kadar var, paylaşmayacağım. Makro ölçekli güzellikleri görmemek için gözlerimi açmayacağım. Sırf zayiat olsun diye uydurduğum hikayelerimi anlatıp inanmaktan vazgeçmeyeceğim. Kusura dayalı teşhisler koyabilirim kendime, şartlar davranışlarımı etkileyebilir zaman zaman, izbe bulabilirim bilinçaltımı, kollektif kaygıdan nefret edebilirim. Kontrolümün dışında beni sarmalayan her histen kurtulmak için baltalayabilirim tüm yaşadıklarımı. Nedir istediğim? Boş arazide yetmişlerden kalma koyu yeşil kadife koltukta oturup ince porselenden kahve içip geleni geçeni izlemek mi sadece? Belkide yalan söylüyorum kendime, harika bir oyuncuyumdur kim bilir..Kendi sesimi yönlendirip zihnimde tekinsiz yaralar açıyorumdur, yaratılıştan amatörümdür. İptidai mesuliyetleri hayatımın merkezine koyup darma duman olmasını seyretmekten hoşlanıyorumdur.


  Hangi yüzyıla aitti acaba doğal tahrip etme arzusunun genetik kodlarıma işlendiği zaman? Yüzeyin altındayım, kadife koltuktayım, ziyan olmuş fırsatlarımla Dante´nin araf tasvirindeyim, kendi kurduğum yaşam alanındayım.