24 Eylül 2011 Cumartesi

  gençliğinin baharında, hayatının en sıkıcı köşelerinde mutluluğun esamesi bile okunmazken, aradığın oturduğun koltuğun yanlarının dolu olmasımı acaba?..yıllardır gittiğin festivallerde yan koltukların boş olması yetmezmiş gibi, bindiğin uçakların sağları ve solları da boş artık..

  birisini uydur ozaman, hayal et..letafeti dillere destan olmasına gerek yok..beraber bir kare bile fotoğrafınızın olmadığı berlin sokaklarında fotoğraflar çek, amsterdam da bisikletinin arkasında otursun mesela olmaz mı?..ağlamıyoruz ama çokta mutlu olduğumuz söylenmez dediğin o günü mevzubahis yaparak güttüğün umut duygusu, fırtınalar seller ve açlık için olsun bundan sonra..dileğim dilediğim budur derken sebebi ne olursa olsun başkalarını suçlaman kendini yadsımanla eşdeğerde değil de nedir?.elbette liste uzar uzadıkça, yalnızlaşırsın ama yalnız olmakla tek başına kalmak ve bunu tercih etmek ekim ayının başlarında tatlı bir sızıyla sana kendini hatırlatır itiraf et..serin havalarda için kıpırdar, festivallerde saçların daha bir güzel olur ve kulaklığında eksik olmayan yoldaşın james blake tüm gerçekleri yüzüne kulağına çarparken bi kahve içmez misin söyle?..tanrı benim ağzıma emziği koyalı geçen 30 yıl süresince, anlamadıklarım anladıklarımı ezdi geçti..ne izlediğim filmlere benzedi bazen, nede yanımda uyuyanlar cevap verebildi bana..
  kabul edelim derinliği olmayan anlatımlarla boğmaya çalışmadık mı birilerini..abartmanın verdiği erdemlikle söyleyebilirimki iyi şeyler de bazen can sıkıcı olabiliyor..yeni açmış bir çiçek, sevimli bir kedi, gülümseyen minik bir kız çocuğu dürtülerimin milyonda birini bile harekete geçirmiyorsa ve bunlar hayata tutunmaktan uzak hislerse benim için, işlevselliğimi yitirmiş bir yaşam sürüyorum diyebilir miyim kendime?
  bataktan çıkmak için kalbime mi yoksa aklıma mı ihtiyacım var ve kim verir ki bana tam 120 dakikasını?

1 yorum:

irfan bulut dedi ki...

Bilmem belkide cok guzel yada bazi seyleri uzerime aldigim icindir belkide ama beyendim