29 Ocak 2023 Pazar

    Politik sebeplerden dolayı sabahına değişmiş bulduğumuz sokak ismi gibi hissediyordum kendimi son zamanlarda. İsmimin önündeki sıfat ne olacaktı acaba? Neyi haketmiştim bu sefer?

 

   Yanılmıyordum, üzerimdeki beyaz tişörtün ve sabahlığın üçüncü günündeydim…Üç gün…Rakamsal verilerin hiçbir şey ifade etmediği yavaşlıkta ilerleyen günlerin toplamıydı üç…Elimi kestim, hiçbir müdahalede bulunmadım, kanın akışını izleyip kendi kendine durmasını bekledim. Kendime duyduğum öfkenin tezahürü gibiydi. Eskiden hislerimin bana çarptırılarak tanımlanmasına kızar, ölçüsüzce, düşüncesizce bulurdum. Şimdi nadiren de olsa temas ettiğim insanlara alan ve müsemma gösterip hayatımın ortasına girip tepişmelerini izliyorum kesik parmağımı izler gibi tek bir tepki göstermeden..Cesaretlerine hayran kalıyorum, büyüleyici buluyorum..


   Bugün ismimin önündeki sıfat nedir? Anlayış göstereceğinden emin olunan arkadaşı mıyım birilerinin?

Boşluğa tahammül değil bu, boşluğa kucak açma, boşluğu görme, boşluk pınarının hanemin içine kadar girmesini izleme ve bundan haz alma bu..


   Bugün ismimin önündeki sıfat nedir? Sunulan lütufları büyük bir nezaketle kucaklayan arkadaşı mıyım birilerinin?

Uyku, boş bir yatakta bekleyen sevgili gibi bekliyordu beni. Bazı sabahlar dünden bugüne geçen sürenin beş ay kadar olmasını dilerken buluyordum kendimi…Rakamsal verilerin öneminin olmadığını düşündüğüm bu koltuğun köşesinde birden beliren, netlik abidesi gibi duran beş ay düşüncesi ışık saçıyordu sanki...Beş…Bu kadar belirleyici bir zaman dilimiydi benim için beş..Beş ay yeter gibi geliyordu bana savruluşumu toparlamam için..Beş ay içerisinde bitkilerimin topraklarını değiştirmiş yeni yaprak vermeleri için zaman tanımış olurdum, kırılan kalbimi onarmış olurdum, boyanması gereken duvarımı boyamış olurdum, hayatıma hızlıca girip çıkanlara el sallamış olurdum, duş başlığımı değiştirmiş olurdum, uzun süredir gitmediğim bit pazarına gitmiş olurdum, tek kişilik yaşantıma eşi olmayan fincanlar almaya devam etmiş olurdum..Beş ay bana yeterdi..


    Bugün ismimin önündeki sıfat nedir? Belki arada sevişiriz neden olmasın denilen arkadaşı mıyım birilerinin?

Günün sonunda kendime işkence edebileceğim ışıl ışıl sersemce hayatımın bana kalacağını bilmenin rahatlığı ile derin bir nefes almıştım..Olabilecekleri biliyordum ve canım beyaz tişörtümü ve sabahlığımı bir süre daha üzerimden çıkarmak istemiyordu ve bu sürenin ne olacağını bilmiyordum..




  


   


19 Aralık 2022 Pazartesi

    Duymamak, egonun arzuya karşı aldığı ilk tedbirdir…Sen konuştukça zihnimden geçen ve kendini tekrar eden cümlem bu oldu durmadan ve durmadan..


    Konukseverlik dışkılayan biri değildin, dokunduğum her bardağa, ayaklarımı uzattığım her köşeye ihtiyatlı bakıyordun..Stilize edilmiş hayatında, Yunanistan‘dan aldığın kahve bardağının yanında oldukça çelimsiz ve renksiz durduğumun farkındaydım, yine de hiç tanık olmadığım bu yaşamın bir kısmını izleme,  fikir edinme hatta seyretme dürtüme hakim olamıyordum..İçim tıka basa sessizlikle doluydu ve sen sürekli anlattığın hikayelerinle ayartıcı bir tavırla beni ters köşeye itmeyi başarıyordun..Türetilmiş bir heyecan mıydı bu? Öngörüsüzlüğümün performansı diyebilir miydim?..Kanaat önderi olmadığım açık ara belli olan tüm cinsel arzu dolu anılarını, deneyimlerini anlatırken elimle kazağımı çekiştirerek sündürüp dizlerime kadar kapattığımı sen söylediğinde farketmiştim...Söyleyecek güzel kelimelerim olmasına rağmen cümle kuramadığım zamanlarda bir şeyleri çekiştirmek parçalarına ayırmak kişiliğimin en belirleyici özelliğiydi, şarap kadehi olsa elimde ona tutunurdum mesela ve büyük olasıkla heyecanımdan kırardım yada kolalı keten bir peçete olsaydı kenarları yaldızlı nakışlı, saçaklarını sökene kadar çekiştirirdim…Ama elim boşta kalmıştı, gözlerim evinin içinde gezinip herhangi bir objeye tutunmak istemişti, çünkü hafızamın bulanık kısmına denk gelen bu kendine has dünyanın hangi parçası olduğumu anlamakta zorluk çekiyordum...Yine bilmediğim bir evdeydim ve yine evdeki tüm eşyalar benden hoşlanmamıştı..İncecik, zarif kahve fincanının zerafetini gölgeliyordum mesela, harika hikayesi olan, dalıp kendin çıkardığın deniz kestanen suratıma bile bakmıyordu, bitkilerine çiçek dediğim için neredeyse kapı önüne konulacak bir tavırla karşı karşıyaydım devetabanın ve dostları tarafından..mağlubiyete karşı bağışıklığım vardı neyse ki..

  

    Direndiğimi düşündün ama sorsaydın direnmiyorum derdim, kapıdan içeri girdiğim andan itibaren şirazesi kaymış geçmişimi, yüzeyin altına ittiğim taleplerimi, kaskatı irademin bilinçli kısmını ellerini yıkayacaksın değil mi dediğin anda çoktan su ve lavantalı sabununla beraber lavabodan aşağı yollamıştım aslında..




19 Temmuz 2022 Salı

   

   Biçimini önceden hayal ederek bir şekile benzettiğiniz, bir kalıba otutturduğunuz ilişkilerde asla yerim olmayacaktı!!

Varlığımın öneminin kalmayışının provasını önceden yapmış olmanın verdiği rahatlıkla balkon konuşmamı yapabilirdim bu bilgi üzerine artık; zihnimde canlandırdıklarım kadardım, ederim buydu, biliyordum, aksini düşünmemiştim, sanki şüphe uyandıran merhamet dışkılıyordum da müsait olmaya itiyordum etrafımdaki müstesna canlıları..Temel arzularımın tatmininin sorumlusunun ben olduğunu biliyor, uygulanan kuvvetlere ağırlığımın merkezinin yönünün başka yere kayma ihtimaline rağmen direnç gösterebileceğimi düşünüyordum...evet, düşünebiliyordum zaman zaman..

    Zihnimin farkında olması ile ilerlemesi arasındaki asabı bozacak derecedeki yavaşlığı uykumu getiriyordu, zekamın gerilediğini bulamadığım kelimelerden ve bu yüzden kuramadığım cümlelerden farkediyordum..artık konuşamaz olmuştum, aklımdan geçen sözcükler yer bulamıyordu bir türlü..Vasatlığı işaret edeceğim zaman vücudum tepki verebiliyordu sadece onun dışında köşede duran, saksısının değişmesinin gerektiği elzem olmasına rağmen, hatırlanan ama asla uygulanmayan o çiçek gibiydim..Ben de sorun etmiyordum açıkçası artık, sığıyordum bu kahverengi plastik ve altı beş delikten oluşan saksıya..Güneşe ihtiyacım yoktu...

Zaten ben sadece kışın güzel şeyler düşünüp sadece kışın güzel cümleler kurabilen biriydim..





   


   

26 Nisan 2022 Salı

    

   Ay’ın kendi karanlık tarafından gelmiştim o gün, yarattığın kendi dünyanın içine zarifçe, zahmetsizce davet etmiştin..nükteden, dağınık saçları olan ve göz temasından kaçınmayan biriydin, tüm dikkatiyle dinleyen biri mi yoksa doğası gereği mi böyle diye düşünürken ve karanlığımda süzülerken ben, elime şarap kadehini tutuşturup ‘kırmızı sevdiğini hatırlıyorum’ diyerek bir adım daha atmıştın..

   Neyi temel olarak almak gerektiğini bilmeden kapına geldiğim o günü hatırlıyor musun? Tanrısı olduğun krallığının kapısında bir toz zerresi olarak dikildiğim o günü? Mevcudiyetin tüm varlığınla evinin her yerine sirayet ediyordu, kendime koltuğun köşesinde minicik bir yer bulabilmiştim, kocaman devetabanın, duvarıda kimlere ait olduğunu bilmediğim bir kaç fotoğraf, makul genişlikte salonun, eski görkemli yemek masan, bana çok az yer bırakmıştı evindeki eşyaların, hatta yanlış hatırlamıyorsam kadife küçük koltuğun benden hoşlanmamıştı. Kemiklerim sorgusuzca razı gelmişti yine de bu krallığa ve içinde bulmuştum kendimi..Vücudumun dörtte üçü o koltuğun köşesinin içine girmek ve yok olmak istiyordu, vücudumun kalanı belki kadeh kaldırırız yeni yıla, belki güleriz komik olmayan bazı hikayelere diyordu..

  Zihnimden geçen binlerce cezbedici yalanları, çocuk ilkelliğindeki tavırları müdahaleci bir yaklaşımla simule etmiştim, üzerime giydiğim ince beyaz gömleğin düğmelerini cömertçe açmış sadece arzulanmanın nasıl bir duygu olduğunu hatırlamak istiyordum. Elimdeki şarap kadehini asasını bırakmayan bir kral gibi tutuyordum, tüm dikkatimle seni dinlemeye çalışsam bile düşüncelerimin anlaşılacağından duyduğum korku merhametsizce tüm reflekslerimi ele geçirmeye başlamıştı. Elimdeki kadehi kontrol edemiyordum artık, ideal olmayan şartlar edgar allan poe’nin kuzgunu gibi belirivermişti tepemde. Retorik sanatçılarından arakladığım en havalı kelimelerle kurduğum cümleler nafile kalmıştı, ne desem tepemdeki kuzgunun söylediklerinin gölgesinde olacaktı ;
‘hiçbir zaman’
‘hiçbir zaman’

     Tanrısı olduğun krallığına sunduklarım yetersiz kalacaktı, içi boş merhamet değildi istediğim, suçun bir kısmı habitatımdandı, meraklı tabiatımın sormak ve yapmak istedikleri başkaydı. Evinin artık bana küçük geldiği o anı hatırlıyor musun? Duvarlarının gittikçe üzerime doğru yakınlaştığı ve betonun verdiği ısı ve sıkıntıdan başka bir şey hissedemediğim o anı? Tenhalığa duyduğum aşk ve açlık kulaklarımda bir fısıltıya dönüşmüştü :gitmelisin buradan diyordu..Biliyorum, farkındayım, anlıyorum da,
‘hiçbir zaman’
'hiçbir zaman'





26 Nisan 2021 Pazartesi

   

   Kendimi tekrar ettiğimi söyledin, hatırlamanın yarattığı yeri, dolmayacak boşlukları taze anılarla doldurmakla uğraştığımı söyledin, depresyona girmiş, tek bir yaprak bile vermemeye and içmiş çiçeklerimi iyileştirmek için gösterdiğim çabayı hayatımın tümüne neden göstermiyorum acaba diye söylenmeye devam ettin.

    Koordinatlarımın güvensizliği gösterdiğini biliyordum. Zihnimin bilinçli parçası nesnelliğe takılan insanlar ile arama kütlesel bir boşluk koymam gerektiğini düşünürken, zihnimin disiplinsiz parçası mutfak önlüğünü giyip kendime bugün ne yemek yapsak diye sormayı tercih ediyordu. İştirak ettiğim sohbetlerde gönülsüzce, çarpa çarpa dahil olduğumu da söyledin gözlerimin içine baka baka. Kabul ediyorum, tefekkür; görüş mesafemi kaplayan bir sis etkisinde oluyor zaman zaman, bu kadar yüklenen anlamlar beni yoruyor ve kendime anonim kalıyordum.

    İşitme mesafesinden çıktıktan sonra her şeyin daha da güzelleştiğini, kişiliksiz, vasatlığın örneği bir takım aşk betimlemesinin uzaklaştığını, hafızamın gıdıklanmaya ihtiyaç duymasına gerek kalmadan tüm anıları kristalize edip önüme sunmasını sana iştahlı iştahlı anlatıyordum, aslında bu bir anlatı bile değildi, bu bir bildiriydi..Varlığından şüphe duyduğum dostlarımın tamamlayan değil de eksilten yanlarını görmek nasıl davranmam gerektiğinin tebliği gibiydi. Böyle darbelere karşı garip bir tatmin duygusu yaşadığımı itiraf ettim, sonra özel günler için sakladığım şarabı açtım, uzun saçlarımı sol kolumda duran siyah lastik toka ile gelişigüzel topladım, dolaptaki sebzeleri çıkarttım. Mutfağın kapısına dayanmış beni dinliyordun tüm ağırlığını sağ omuzuna vererek. Sabır dedim; sabır benim için artık hamurun mayalanmasını bekleyerek geçen süreden başka bir şey değil, istersem ihtiyatlı davranabilirim, dilersem mübalağaya başvurabilirim, hacmi geniş yaşantımı tuzla buz edebilirim yada her yeri okaliptus ile kaplayabilirim, istersem tüm yemekleri hangi ölünün evinden geldiğini hatırlamadığım bir eşi dahi olmayan tabaklara koyabilirim. Bunları söylerken sarı yaldızlı bardağı seçmiştim senin için. Uzun süre gözlerin ellerimin hareketlerine takıldı, sebzelerin kabuklarını soymamla başlayan serüvenin şarabı doldururken durup sana bakmamla bitmişti..
   
  Pençelerini kendine geçirmen kaçınılmaz, hakikat ile cezbedici tüm yalanların arasında kalman, alternatif bir yaşam hikayesine tutunman, disiplinsiz, kayıtsız, beyhude olduğunu düşündüğün ilişkileri zahmetsizce geride bırakman havada salınan bir yaprak gibi.. düşmen an meselesi!!! dedin..
  
   Bugün fırında patates, nohut köftesi, çikolatalı kurabiye var dedim, Örümcek ağı ile dokunmadı bedenim, parçalarıma ayrılabilirim dedim ve kadehimi kaldırdım,
 
  Yine mi yeni yıla içiyoruz, dedin,
  Elbette, dedim..





5 Ocak 2021 Salı


 Rotası hakkında pek de bilgi sahibi olmadığım bir yola giriyormuşum gibi hissediyorum. Boynuma bağladığım kurdelenin zaman zaman sıkıştırması zaman zaman rüzgarla beraber uçuşmasının ihtişamını izliyorum.


  Debeleniyor muyum?

Adil olmayan tüm soruları, belirgin bir hastalık gibi kendime soruyor olmam tabiatımın felakete doğru sürüklenmesine alışkın olmamla eşdeğerdedir belki de. Biçimsiz cümleler, fonksiyonsuz çözümler, şefkatli, uyku öncesi öpücük gibi kurgusal romantizmler zihnimin ham ve dağınık kısmından çıkıp, kahvaltı masasında yada bir filmin tam ortasında beliriveriyor çoğu zaman.


  Hak ediyor muyum?

Mücadele belirtisi bile göremediğim için kibar bir kayıtsızlığa düştüğümü itiraf edebiliyorum artık.


  Tahammülsüz müyüm?

Yaşamın tahrik edici doğasını eşit parçalara bölüp her gün kendime makul nasihatlar veriyorum.


  Sevgisiz miyim?

Kayıplarımı, kan kaybedişlerimi çöpe atıp, bir zamanlar öptüğüm dudakların sıcaklığını temmuz sıcaklığına tercih ediyorum.


  Öfkem sıkıntıya mı dönüşüyor?

Cömertçe kullandığım anlayışımı rafa kaldırıyorum, onun yerine güzel yemekler yiyorum, bazen baş ağrıtan bazen de harika şaraplar içiyorum.


  İhtiyaçlarım dışındaki hiçbir şeye ilgi duymuyorum diye kendime kızgın mıyım?

Merhametsizce gelmiyor eskisi gibi düşüncelerimin anlaşılmayacağından duyduğum korku. Sahne ışıklarını arayan eski bir tiyatro oyuncusu gibi melankoliyi arzu nesnesi haline dönüştürmeye gerek duymuyorum.


yalnız mıyım?

...




13 Eylül 2020 Pazar

  
  Kusurlu ilişkileri geliştirmek, büyütmek, güneşte bekletip vitamin vermek gibi bir beceriye sahibim. Bu becerimin karşılığı genelde insafsızca, merhametsizce yok olmalarını izlemek olur. Hislerimi tercüme etmek adına mübalağaya baş vurduğumun fakındayım, yine de beceriksiz buluşmamı anlatmak isterim size.
  
   Hayatımın her bir parçasının dağılmasını önleyen tutkal gibi gezindiğim, farklı yollar, farklı disiplinlerde, farklı yöntemler uyguladığım bir zamanda mesaj atmıştım ona,

  -Kahve içelim mi?
  
  Sadece yer ve saati belirttiği mesajından sonra zihnim, ideal olmayan koşulları aramaya başlamıştı bile. Kendimle yaşamaya başladığım şu 39 yıllık süreçte beni asla yanıltmayan ve şaşırtmayan aklımın oyunları ivedilikle devam ediyordu. Kimi zaman bu buluşmaları diplomatik yollarla bertaraf etmişsem bile bu sefer kendi kendime sürpriz yapıp yarım saat önceden oturmuştum ahşap sandalyeye. Ben miydim kaskatı olan sandalyenin kendisi mi hala bilmiyorum.

  -Erken mi geldin yoksa ben mi beklettim seni?
  -Erken geldim, vücudumun tüm parçalarının önce mekana adapte olması gereken bir zaman dilimine ihtiyacım var da.
  -Bu söylediğine gülersem alınır mısın?
  -Asla!!

  Gülmüştü. Dudağının sol tarafındaki et beni yeniden görmek heyecanlandırmıştı beni, düşüncelerimin anlaşılacağından korktuğum için ne içeceğini sordum hızlıca,

  -Seni elinden şarap kadehini alırsam geriye savunmasız biri kalırmış gibi hatırlıyorum o partiden. Sanırım bir hata yaptım kahve içmeyi önererek.

  Sürdürülebilir bir öz saygıya sahip olduğum için söylediklerinin asılsız olduğunu belirtmedim, gülümsemiştim ki ilk tanıştığımızda da söyleyecek sözlerim varken bile gülümsemeyi tercih etmiştim. Soğuğun yüzümüze vurduğundan mıdır bilmiyorum ama yürürken hiç konuşmamıştık, hızlı adımlarla yürüyor hatta yürümüyor arkasından koşarcasına yetişmeye çalışıyordum. Küçük bir ara sokağa girdik eski bir apartmanın ikinci katına indik, inerken ışık yanmadığı için el yordamı ile duvar yada lamba yada trabzan ararken adımlarımız yavaşlamıştı. Bazen zamanın akmadığı anlar olur, yada benim küçük zihnimin yeniden romantizmin kollarına atıldığı o andır, bilinmez. Ama o merdivenlerden ağır ağır inerken zaman durmuştu,
  
  Büyük, paslanmaktan yeşile dönmüş demir kapıyı araladı, içerisi küçük sarı ışıkla aydınlatılmış bir yerdi. Buraya daha önce de geldiği garsonun onu tanımasıyla kendini belli etmişti. Barın köşesinde küçük masayı ona gösterirken adıyla hitap etmesi keyfimi kaçırmıştı. Her şeyin keyfimi kaçırcağı belliydi. Bir elinde asası diğer elinde beyaz şarap kadehi  ile özgüvensiz kişiliğim halden anlamaz bir şekilde karşı masada peydah olmuştu çoktan. Beyaz şaraptan nefret ediyor olmama rağmen,

  -Kırmızı şarap değil mi?
  -Evet, yani eğer senin içinde sorun olmazsa,
  -Heyecanlı mısın?
  -Evet.

   Gülümserken bilerek mi yoksa tesadüfen mi bilmiyorum dizleri dizlerime değmişti. Büyük klişe, panik halinde çaresizlik artık ne ararsam vardı zihnimde. Bağışıklığım yoktu belki bu davranışlara ama yabancı da değildim,


  -Bu akşam seninle sevişeceğim. Muhtemelen aklından geçen tahmin edemediğim binlerce kapıdan girip çıkacağından dolayı anın keyfini çıkaramayacak önce kendine sonra bana öfke duyacaksın. Ama ben bir süre daha bekleyeceğim, nedenini bilmediğim bir sebepten dolayı sana zaman, alan, yumuşak zemin, müsamaha, tevazu göstereceğim ve ben orada seni beklerken sen vücudumun her santimini öpüyor olacaksın. İdeal bir anlaşma bence, ne dersin?

  Nutkum tutulmuştu. Kendimi bu kadar sesli duymaya alışık değildim, gereğinden fazla hakikat başımı döndürmüştü ama buna rağmen bir an önce de gömleğinin düğmelerini açmak istiyordum.

  -Hikayeni destekleyen yada aksini ispatlayan deliller elbet sunabilirim sana, çoğu yerde haklı da olabilirisin. Genelde belirgin bir şekilde hissettiğim ‘yokluk’ duygusunun karşı tarafa bu şekilde geçtiğini duymak sarstı. Serbest prensiplerim bu söylediğini kabul etmez bahaneler sıralar buradan çoktan giderdi. Ama günün sonunda her yerini öpmekle final yapacaksam ve sen bana rağmen bir süre gitmeyeceksen güzel bir anlaşma olduğunu düşünüyorum. 

  Kadehimi kaldırmıştım, o da kadehini kaldırıp,

  -Yeni yıla, demişti.
  -Neden sürekli kadehini yeni yıla kaldırıyorsun?  
  -Yeni yılların geçtiği akşamları hep kaçırıyorum çünkü.

  Kusurlu kendimi geliştirmek, büyütmek, güneşte bekletip vitamin vermek üzerine taksi çağırdım. Elinde asası ile özgüvensiz kişiliğimi hesabı ödemek üzere arkamda bırakmıştım, çünkü ben beyaz şarap sevmem!!